|
|
||
| Ali Kerküklü | ||
Katledilen, Direklere Asılan ve Sokaklarda Sürüklenen Türkmenler Hemen sokağa çıkma yasağı anonsları devreye sokularak, insanların evlerine kapanmaları sağlandı. Ancak çok geçmeden bu yasağın sadece Türkmenler için ilan edilmiş olduğu anlaşıldı. Saldırganlar Türkmenlerin yoğun yaşadığı Kerkük Kalesine havan topları ile saldırdılar, ama kaleye girmeyi başaramadılar. Bu arada daha önceden tespit edilen evlere yıldırım baskınlar düzenlenerek, Türkmenlerin lider kadrosunu tasfiye planı işleme koyuldu. Çok sayıda Türkmen ileri gelenleri, 2. Tümen Komutanlığınca istendikleri gerekçesiyle evlerinden alınarak, Kerkük Kışlasına götürüldüler. Burada kurulan sözde halk mahkemelerinde, beş on dakika içinde yargılanarak kurşuna dizildiler. Kürt askerler, subaylar, polisler ve Kürt sivil teşkilatları ile Kürt komünistler, KDP peşmergeleri elele vererek Türkmenleri yok etmeye yemin etmişlerdi. Bu kana susamışlar Evlere baskınlar yaptılar ve yüzlerce Türkmeni tutukladılar. Bir kısmını barakalara doldurarak, süngü ve dipçiklerle katlettiler. Evlerinden alınan bazı Türkmen liderleri, ailelerinin gözleri önünde makineli tüfeklerle şehit edildiler. Bu kudurmuşlar Türkmen aileleri ve çocuklarını bile evlerinde kurşuna dizerek katlettiler. Daha sonra Katledilen Türkmenlerin ayaklarına ipler takılarak, motorlu araçlara cesetleri sokak sokak sürüklenildiler. Bazı tutukluları, ayaklarına ipler takılarak, ters yönde hareket eden iki ayrı cipe bağlandı ve böylece iki parçaya ayrıldı. Bazılarının cesetleri, sokak sokak sürüklendikten sonra üzerlerinden kamyon ve traktör geçirildi. Türkmenlerin aydın kesiminden ve memleket ruhuyla kalbi çarpan esnaf ve gençlerden ele geçenler akla alınmaz yöntemlerle öldürülüyor, motorlu araçların arkasına takılıyor ve elektrik direklerine asılıyordu ve kızgın güneş altında bırakılıyordu. kimilerini diri diri toprağa gömdüler. Kimilerinin gözlerini oydular, ölenlerin yanı sıra binlerce Türkmen çeşitli biçimde yaralanmıştı. Bu vahşeti gören bazı kişiler, aklını kaybederek çıldırdı. Hastaneler yaralılarla doldu; tutukevleri ve hapishanelerde de yer kalmadığı için bir çok okul, cezaevi haline getirildi. Bu vahşetler devam ederken Türkmenlere ait mağaza dükkan, ticaret merkezleri ve evler, çapulcular tarafından yağma edildi. Can güvenliği yanı sıra, Türkmenlerin mal güvenliği de kalmamıştı, yağmacılar tarafından talan edilen ve toplanan Türkmenlere ait eşya ve malların, kamyonlarla kuzey bölgelerine taşındığı görüldü. Kerkükte hüküm süren belirsizlikler arasında her tarafta yangınların yükselmesiydi. 19 Temmuz 1959 günü İngilterenin Bağdat Büyükelçisi Londrada Dışişleri Bakanlığına şu raporu gönderdi: Irak ordusunun II. Tümenin Kürt elemanları da hücuma katıldı ve 15 Temmuz günü boyunca kontrol tamamıyla kayboldu. Bazı Türkmenler kaleye iltica ettilerse de hadiseyi yaratan Kürtler, atılan havan toplarıyla onları oradan indirmek için ölümüne uğraştılar. 30 Temmuz 1959 günü İngilterenin Bağdat Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta Başbakan Abdulkerim Kasımın tepkisini şöyle anlatıyordu gazetecilere yayınlamamak kaydıyla verdiği açıklamalarda, ölü sayısını 120, yaralıların da 140 kişiye varabileceğini, bütün bunların da Türkmen olduklarını söylemişler. 31 Temmuz 1959 günü İngilterenin Bağdat Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta basın toplantısı hakkındaki görüşlerini ve gazetelere yansımalarını bildiriyordu. Telgraf aynen şöyledir Başbakan Abdulkerim Kasım şöyle diyordu; Bana karşı taraftan öldürülen tek kişi (Kürt) gösterin. Halk düşmanları, vatandaşları sokaklarda sürükleyenlerdir. (Bu arada Türkmen kadın ve çocuk fotoğrafları gösterdi). Alâ Beşir, Bağdat'ta karar merkezlerine yakın biri olarak, "The İnsider" adlı kitabında: 1959 yılında petrol zengini, Kerkük şehrinde yeni bir katliam yaşandı. Askeri darbenin ve monarşinin yıkılışının yıldönümünde, Kerkük'ün ticaret ve iş hayatını da elinde tutan ve çoğunluğu teşkil eden Türkmen'lere saldırı başladı. Türkmenlerin evleri ve işyerleri tahrip edildi ve yağmalandı. Babalar ve çocuklar dışarı çıkarılarak saldırıya uğradı ve ateş edildi. Kerkük katliamını yapanlar ve Türkmenleri yok etmek isteyenleri de unutmadık, 1959da Kerkükte Kürt komünistleri, Kürt askerleri ve KDP peşmergeleri silahsız ve suçsuz Türkmenleri 3 gün 3 gece hünharca katlettiler. Bu olay Amerikan basınında da yankı bulmuştur. Amerikanın tanınmış gazetelerinden The Newyork Times Gazetesi bu konuda haber vermiştir. "Bağdat'ın 150 mil kuzeyinde olan Kerkük'ün çoğunluğu müreffeh Türkmenlerden oluşmaktadır. eyleme, çeşitli silahlarla donatılmış sivil Kürtlerle, ordu ile işbirliği içerisinde olan komünist ağırlıklı Halkın Direniş Grubu (çoğu Kürtlerden oluşuyordu) katılmışlardır. Dün Türkmenleri yok etmek isteyenler, bugünde sahnedeler. Başlangıçta, Araplaştırma politikası ile Türk kimliğini eritme ve yok etme çabaları, günümüzde, yani ABD'nin Irak'ı işgali ile "Kürtleştirme" politikasına dönüştü. Kürtler, bölgeye/Kerkük'e göç etmeye başladılar. Aslında, bu göçler bir anlamda teşvik edildi. Kürtler boş buldukları arsalarda ev yapmaları için bu göçler, o kadar düzensiz ve acele gerçekleştirilmeye çalışıldı ki, bu kadar göçü kaldıramayan Kerkük'te Saddam Hüseyin döneminde, Araplar ve Kerkük petrol şirketi çalışanları için yapılan konutlara, askeri garnizonlara, sosyal tesislere, devlet daireleri ve hatta Kerkük Stadyumu'nun soyunma odalarına bile Kürtler yerleştirildi. Binlerce Kürt planlı ve programlı bir şekilde çadırları ile getirildi, Kerküke 700 bin Kürt ithal edildi. Dün çadırlarla gelen bu ithal Kürtler bugün konut sahibi oldular. Kürt grupları, devletin tüm imkanlarını sözde göçmen diye bu ithal Kürtlere seferber ettiler, aş, iş, aylık maaş ve konut. Kürtler, petrol zengini Türkmen şehri Kerkükü sözde Kürt bölgesine bağlamak için her şeyi denediler ve yaptılar, başarabildiler mi? Hayır, bundan sonrada başaramayacaklar. 2003 Irak işgalinden beri Türkmenlerin mallarını ele geçirmek ve fidye istemek için, kaçırılmaları sıkça yaşanmaktadır. Kerkükün güvenliği ABD ve Kürtlerin denetiminde, kaçırılanlar sadece Türkmenler oluyor, bunun bir anlamı olmalıdır. Ayrıca Türkmenler'in kentin kaderinde ciddi bir rol oynamalarına mani olmak ve onları yıldırmak ve sindirmek amacıyla özellikle tehdit ve tutuklamalar yapılıyor, Türkmeler işsiz bırakılıyor ve kamuda çalışmaları engelleniyor. Dünyanın gözü önünde kanunsuz nüfus kaydırması yapılıyor, silah zoruyla Kerkükün demografik yapısını değiştiriliyor ve kentin asıl sahipleleri yıldırılıp göçe zorlanıyor. Bu durum, modern dünyanın ve tüm insan hakları kuruluşların gözleri önünde cereyan ediyor. Türkmenlere yapılan haksızlığı, Katliamı, baskıyı, zulmü ve seçim hilelerine yalnızca seyrediyorlar, yoksa biz yanılıyor muyuz? Niye böyle davranıyorlar acaba? Cevap verebilir misiniz? Türkmenlere Baskı, zulüm, tehdit ve katliam yapanlar ve Türkmenlerin varlığından rahatsız olanlara sesleniyoruz, isteseniz de istemeseniz de biz buradayız ve hep buralarda olacağız, hem de sonsuza dek!!!! Buralar doğduğumuz ata topraklarıdır. Şehitlerimizi unutmadık, unutturmayacağız da, şehitlerimizin ruhları şad olsun. Ali kerküklü KAYNAKLAR: -Nefi Demirci, Sönmeyen Ateş Dinmeyen Hasret Kerkük, Ural Yayınları 2011 -Erşat Hürmüzlü, Irakta Türkmen Gerçeği, Kerkük Vakfı Yayınları 2005 -Suphi Saatçi , Tarihten Günümüze Irak Türkleri, Ötüken Yayınları 2003 -Ali Kerküklü , Oyun İçinde Oyun Kerkük, Kumsaati Yayınları 2006 -The New York Times, 21 Temmuz 1959 |