DOĞU TÜRKİSTAN SOYKIRIMINI KINIYORUZ
1949 yılında bu yana komünist Çin işgali ve istilası altında bulunan Doğu Türkistan’da Müslüman Türklere yönelik açıkça etnik bir soykırım uygulanmaktadır. Adeta cehennem hayatının yaşandığı bölgede 30 milyon soydaşımız 60 yıldır var olma mücadelesi vermektedir.
Türklerin anayurdu olan bu ecdat topraklarında soydaşlarımıza uygulanan zulüm ve son yaşanan insanlık dışı olaylar karşısında hür dünyanın, insan hakları havarilerinin sergilediği tavrın maalesef ciddiyetten uzak olduğu görülmektedir.
Demokratik hak arayışı çerçevesinde insanca yaşama dileklerini dünyaya duyurmak için Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de protesto yürüyüşü yapan binlerce masum gencin üzerine gelişigüzel ateş açılması, göstericilerin tanklarla ezilmesi, gençlerin sokaklarda kurşuna dizilmesi, ağır yaralı olarak sokak köşelerinde inleyen gençlerin hastanelere götürülmeyip ölüme terk edilmeleri, bir kısmının darp edilerek öldürülmeleri neticesinde şehit olan soydaşlarımızın sayısı 1000'e yaklaşmıştır. Amerika’nın Irak’ı işgali esnasında dahi bu kadar insan ölmemişken, bir günde bu kadar masum insanın hunharca katledilmesi karşısında hür dünya ülkelerinin Çin yönetimi nezdinde bir yaptırım uygulamaması insanlık adına utanç verici bir olay olarak tarihin sayfalarına kaydedilecektir.
Uygur, Kazak, Kırgız ve Özbeklerden oluşan Doğu Türkistan gençleri potansiyel suçlu olarak evlerinden alınarak gözaltına alındığı, gençlerin götürüldükleri yerlerde çırılçıplak soyularak Çinli asker ve polisler tarafından sopalarla, cop ve demir çubuklarla darp edilerek insanlık dışı işkenceye tabi tutuldukları, Doğu Türkistanlılara ait işyerlerinin yağma edildiği haberleri alınmaktadır. Müslüman Türklere yönelik insanlık dişi muameleler çığırından çıkmış, kontrol edilemez noktalara ulaşmıştır.
Doğu Türkistan'da adeta etnik bir soykırım uygulanmaktadır. Çin hükümeti, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar üzerinde 60 yıldır uyguladığı şiddet yoluyla, son yaşanan hunharca katliamlarla bölgedeki Uygur kimliğini, Türk Müslüman kimliğini yok etmeye çalışmaktadır. Daha net bir ifade ile; bir Türk nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Olayların, özellikle Cumhurbaşkanı Gül’ün bölgeyi ziyaretinin hemen akabinde gerçekleşmiş olması, Türkiye'nin üzerinde önemle durması gereken manidar bir zamanlamadır. Bu zamanlama, diplomatik nezaketten yoksun kaba bir davranış olduğu gibi, Türkleri sindirme hareketinin bir parçasıdır. Çin yönetimi, Doğu Türkistan'daki Müslüman Türk soydaşlarımıza “Türkiye’ye güvenmeyin. Türkiye size hiçbir zaman yardım edemez” mesajı vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu mesajı değerlendirmeli ve derhal harekete geçmelidir.
Eğer Türkiye, bölgesinde lider, dünya üzerinde söz sahibi güçlü bir ülke olmak istiyorsa, nerede bir Türk varsa O’nun gözyaşına mendil tutmak, O'nun insani haklarının savunucusu olmak mecburiyetindedir. Gazze’ye, Filistin’e, Sudan’a gösterilen hassasiyetten daha fazlası Doğu Türkistan’a gösterilmelidir.
Türkiye, sadece Osmanlı mirası olduğu için değil, Müslüman oldukları için Gazze’ye destek olmakta, Filistin davasının arkasında durmaktadır. Yüzlerce Müslüman Türk'ün insanlık dışı muamelelerle şehit edildiği Doğu Türkistan, Türklerin anayurdu, ecdat toprağı, İslam yurdudur. Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Türkistan'da yaşanan katliama derhal müdahil olmalı, oradaki Müslüman Türk nesli tamamen yok edilmeden Doğu Türkistan davasını geç kalmadan, eline almalıdır.
Doğu Türkistan'daki Müslüman Türk halkı, kendi topraklarında hür ve bağımsız şekilde yaşamanın ötesinde, öncelikle barış içinde ve insanca yaşamak istemektedir. Kendi milli ve dini kimliğini koruyarak, kendi kültürünü yaşamak istemektedir.
Doğu Türkistan'da yaşanan katliamın, işkencenin, asimilasyonun ve tüm insanlık dışı olayların derhal durdurulması ve İnsanca yaşama ortamının sağlanması konusunda Türkiye'nin, tüm uluslararası mekanizmaları harekete geçirecek şekilde girişimlerde bulunması hem dini bir vecibe, hem vicdani, hem milli, hem de insani bir borçtur.
Filistin’in, Gazze’nin haklı davasına gösterilen 'resmi hassasiyet' Doğu Türkistan için de gösterilmelidir.
Bölgenin stratejik önemine ve yaşanan sorunlara vakıf olduklarını bildiğimiz sayın Cumhurbaşkanımızın, sayın Başbakanımızın Urumçi’den, Kaşgar’dan yükselen imdat çağrısına kulak vereceklerine, dertlerine derman olacaklarına inanıyor ve bu haklı beklentiyi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
TÜRKMENELİ İNSAN HAKLARI DERNEĞİ BAŞKANI