|
Kırımda 1944 senesinde acımasız sovyet yönetimi tarafından yürtlarından zorla göç ettirilen yüzbinlerce soydaşımızın 67.yıl dönümünü üzüntüyle anıyor, Türk varlığına yapılan bu tür vahşice katliamları ve asimilasyonları lanetliyoruz.Bu göçte ölen on binlerce soydaşımızı Rahmetle anıyor Tüm Kırım Halkına Başsağlığı diliyoruz. Türkmeneli İnsan Hakları Derneği
Bundan 67 yıl önce, 18 Mayıs 1944’te dünya tarihi, eşine az rastlanır soykırımlardan birini yaşadı. Altınordu’dan Kırım Hanlığı’na tevarüs eden bir halkın mirasçısı olan Kırım Türkleri, vatanları Kırım’dan bir gece içerisinde evlerinden silah zoru ile çıkarıldılar, kamyonlara doldurularak tren istasyonlarına getirildiler ve hayvan vagonlarına bindirildiler; Sibirya’ya, Urallara ve Türkistan’a sürgün edildiler. Sürgün kararı, bu olaydan bir hafta önce 11 Mayıs 1944’te Devlet Güvenlik Komitesi tarafından alınan kararname ve Stalin’in imzası ile alınmıştı. Stalin’in emrindeki İçişleri Komiseri Beriya’nın emriyle, İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği bir sırada, 18 Mayıs 1944’ün sabahında, henüz tan yeri ağarmadan, yaşadıkları tüm köy, kasaba ve şehirlerden henüz yataklarında yatmakta olan insanlara, uyku sersemliği daha ne olup bittiğinin anlaşılmasına fırsat verilmeden 15 dakika içerisinde evlerini terk ederek kendilerine söylenen meydana toplanmaları emredilmişti. İstasyonlarda hazır bekletilen ve pek çoğunda oturmaya yer kalmayacak derecede insanla doldurulan hayvan vagonlarına tıka basa dolduruldular ve vagonların kapısı kapatıldı, dışarıdan mühürlendiler ve çoğu yaşlı kadın ve erkeklerle çocuk yaştakilerden ibaret 197 bin kişi nereye gittiklerini bilemeden en az üç-dört hafta sürecek olan yolculuğa çıkarıldılar. Günlerce yiyecek ve su verilmeyen, cesetlerin dışarı çıkarılmasına müsaade edilmeyen ve hiçbir tıbbî yardımın söz konusu olmadığı bu ölüm yolculuğu sırasında açlık, susuzluk, hastalık, bitkinlik ve havasızlıktan on binlerce insan hayatını kaybetti. Sürgünden hiçbir Kırım Tatarı istisna edilmedi. Dağlardan inen Kırım Tatar Sovyet partizanları ve Kızıl Ordu askerleri ile her rütbedeki Komünist Partisi mensupları dahi sürülenler arasındaydı. Kızıl Ordu saflarında cephede bulunan Kırım Tatar askerleri ise her şeyden habersiz savaşmaya devam edecekler, savaş biter bitmez de (en yüksek Sovyet madalyası olan “Sovyetler Birliği Kahramanı” madalyasını alanlar dahil) sürgün yerlerine gönderileceklerdi. Çoğu yaşlı kadın ve erkeklerle çocuk yaştakilerden ibaret 197 bin kişi nereye gittiklerini bilemeden 2-3 hafta devam eden sürgünle Ural’lara, Sibirya’ya ve Türkistan’ın çeşitli cumhuriyetlerine gönderildiler. Açlık ve havasızlıktan pek çoğu daha sürgün yerlerine varamadan vagonların içinde hayatlarını kaybettiler. Uzunca süre vagonların kapısı açılmadığından yanı başlarında vefat eden anne, baba, nine ve çocuklarıyla seyahat etmek zorunda kaldılar. Mola vermek amacıyla vagonların kapısı açıldığında ise ölülerini gömmelerine dahi izin verilmedi; onları gömecek zaman ve imkândan mahrum oldukları için, ölülerini tren yolunun kenarına bırakmak zorunda kaldılar; ölenler civardaki aç kurtlara yem oldular. Sürgünden sağ kalabilen halk için sürgün yerlerinde hazırlanmış misafirhane veya meskenler yoktu; bu sebeple uzunca süre yere kazılan çukurlarda, açıkta soğuğa maruz çadırlarda, ağaç altlarında, kısa sürede derme-çatma inşa edilen gayrı sıhhi barakalarda kaldılar ve bu sebeple pek çoğunun sürgün şartlarının ortaya çıkardığı hastalıklı bünyeleri bulundukları iklime ve tabiat şartlarına dayanabilecek gibi değildi. Bunların bir sonucu olarak sürgün sırasında ve sonrasındaki olumsuz şartlar sebebiyle 2,5 yıl içerisinde Kırım Türkleri, nüfuslarının % 46’sını, yani en az 90 bin kişiyi kaybettiler; 20 Temmuz 1944’te Kırım'dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü'ndeki bütün Kırım Türklerinin eski bir geminin içine doldurulup, denizin en derin yerine gelindiğinde ambar kapakları açılarak gemi batırılarak katledildiler.
Sürgünden kısa bir süre sonra Kırım’da Kırım Tatarlarına ait yani Türk kimliğini simgeleyen ne varsa birer birer ortadan kaldırıldı. Sürgün yalnızca Kırım Tatarlarının pek çoğunun hayatlarını kaybetmeleri ve geride kalanların da yaşadıkları yerin cebrî olarak değiştirilmesi manâsına gelmiyordu. Sürgünle birlikte, adetâ böyle bir milletin hiçbir zaman mevcut olmadığını göstermek istercesine Kırım Tatarlarından kalan her türlü iz büyük bir hızla yok edilmeye başlandı. Kırım’da Kırım Tatarlarından kalan bütün mallar yağmalandıktan başka, pek az istisna ile Kırım’ın Türk-İslâm geçmişine ait hemen bütün tarihî binalar, abideler ve eserler yerle bir edildi. Bu meyanda (kısmen Hansaray’ın haziresi hariç) hiçbir yerde tek bir Müslüman mezarlığı dahi bırakılmadı. Kırım Tatarcasında yazılmış her türlü kitap ve yayın (bu dildeki bütün Sovyet neşriyatı da dahil olmak üzere) Kırım’daki ve Sovyetler Birliği’ndeki diğer kütüphanelerden toplanarak imha edildi. Kırım’da (yalnızca özel sebeplerden dolayı Bahçesaray ve Canköy şehirlerinin isimleri hariç) Türkçe isim taşıyan yüzlerce şehir, kasaba ve köyün adı tamamen Rusça olanlarla değiştirildi. 1944’den 1980’lerin sonlarına kadar Sovyetler Birliği’nde fiilen “Kırım Tatar” sözünün kullanılması dahi yasaklandı. Ansiklopedilerden ve tarih kitaplarından Kırım Tatarlarına dair maddeler tamamen çıkarıldıktan başka, iç pasaportlarda ve hattâ nüfus sayımlarında bile bu ismin zikredilmesi yasaklandı. Diğer bir ifadeyle Kırım Tatarları resmî literatürde âdetâ geçmişte ve halihazırda mevcut olmayan bir halk haline getirildi.
12 Ağustos 1944’te Devlet Güvenlik Komitesi tarafından, Kırım'dan sürgün edilenlerin yerine Rusya ve Ukrayna'dan kolhoz işçilerinin getirilerek yerleştirilmesi kabul edildi. Ardından 14 Aralık 1944’te birkaç istisna Kırım'daki Türkçe yer adlarının tamamı Rusça isimlerle değiştirilerek yarımadanın tamamen Slavlaştırılması işi de tamamlandı Kırım Tatarlarının sürülmesiyle Kırım’ın Sovyet usûlü muhtariyeti de mânâsız hale geldiğinden, Önce Aralık 1917’de Bolşevik vahşilerince ortadan kaldırılan Kırım Demokratik Cumhuriyeti’nin yerine 18 Ekim 1921’de bizzat Sovyet Devleti’nin kurucusu Lenin’in emriyle kurulan Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de 1946’da lağv edildi ve yarımada alelâde bir oblast (bölge) olarak Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı. 1954’de ise, Ukrayna’nın “Rusya’ya katılmasının” 300. yıldönümü gerekçe gösterilerek, Ukraynalılara bir jest olarak Kırım oblastı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı.
26 Kasım 1948’de ise sürgün edilen Kırım Türklerinin vatanlarından ebedî olarak çıkarıldıkları ve onların bir daha vatanlarına geri dönme hakkı olmadığını belirten kararname yayınlanmıştı. Sürgünde sağ kalabilen Kırım Türkleri, 1944’ten 1956’ya kadar 12 yıl boyunca bulundukları yerden birkaç km uzağa gitmelerine izin verilmeden, resmi makamlara “Özel iskân” rejimi denilen bu rejim içinde haftalık imza beyanında bulunmak zorunluluğunda, yarı açık cezaevi şartlarına haiz katı rejimli çalışma kampı şartlarında yaşamak zorunda kaldılar. Sürgünün en ağır dönemlerinin geçmesinden hemen sonra, 1956’dan itibaren Nikita Hruşçov’un nispî yumuşama politikasının da verdiği cesaretle Kırım Tatarları vatanlarına dönme taleplerini ortaya koymaya başladılar. Bu maksatla sürgün yerlerinde pek çok komiteler kurularak Sovyet hükûmetine hitaben sayısız dilekçeler halk temsilcileriyle Moskova’ya gönderildi. Tamamen kanunlara ve Sovyet rejiminin meşruiyet sınırlarına riayet edilerek yürütülen bu çabalar Vatan’a dönüş yönünde hiçbir olumlu neticeye ulaşamadıktan başka, bir müddet sonra ön plana çıkan Kırım Tatarları Sovyet rejiminin gazabına uğramaya başladılar. Artık bir “Kırım Tatar Millî Hareketi” teşekkül etmiş durumdaydı. Sovyet rejimine sadakatin teyid edildiği legal eylemlerin bütünüyle boşa çıkması üzerine Kırım Tatar Millî Hareketi teşebbüs grupları faaliyetlerini özellikle 1960’ların başlarından itibaren yeraltına indirmeye mecbur kaldılar. Yine kanun çizgisinin lafzına uygun, ancak yeraltı teşkilatlanmasıyla icra edilen bu mücadele, Kırım Tatarlarının bulunduğu her yerde ve büyük bir kararlılıkla yürütüldü. O kadar ki, Kırım Tatar Millî Hareketi, Sovyetler Birliği’ndeki bütün demokratik ve millî yeraltı hareketleri içinde en büyük ve güçlülerinden biri olma vasfını Sovyetler Birliği yıkılana kadar sürdürdü. Sovyet hükûmetine yöneltilen talepler giderek artan sayıda Millî Hareket mensubunun hapse atılması ve baskı altına alınmasıyla cevaplandırıldı. Ancak Kırım Tatar Millî Hareketi’nin faaliyetlerinin dış dünyanın da ilgisini çekmeye başlamasıyla, Sovyetler Birliği yönetimi en azından göstermelik bazı tavizler vermeye mecbur kaldı.
Nitekim, Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti Prezidyumu 5 Eylül 1967’de yayınladığı bir kararname ile Kırım Tatarlarına haksızlık yapıldığını kabul ederek, bütün Sovyet yurttaşları gibi Sovyetler Birliği’nin her yerinde yaşayabileceklerini ilân etti. İlk bakışta, 1944 faciasının rehabilitasyonu olarak düşünülebilecek bu gelişmenin, bütünüyle bir aldatmaca olduğu anlaşıldı. Bu arada, başka milletlerden olup da, Kırım Tatarlarının meselesine sahip çıkan ve hattâ bu uğurda mahkûm olan veya akıl hastahanelerine kapatılan ünlü şahıslar da görülmekteydi. Bunlar arasında Rus Aleksey Kosterin ve Prof. Dr. Andrey Saharov, Ukrain General Petro Grigorenko, Yahudi İlya Gabay, Ermeni Genrih Altunyan da yer alıyordu. 1967’de yayınlanan Kırım Türklerine haksızlık yapıldığını kabul eden ve geri dönüşe izin veren kararname 1989’a kadar uygulanmadı. 1991’de 2. ve Aralık 2007’de ise 5. Milli kurultaylarını toplayan Kırım Türklerinin halen 270 bini Vatanına geri dönebilmiştir, sürgün bölgelerinden asgari 200 bin kişi daha vatanına geri dönmeyi beklemektedir. Kırım’daki Kırım Türklerinin çoğunluğu için hayat, 1944 sürgün şartlarından daha iyi durumda değildir. Halen ilkokul çağındaki çocukların % 90’ı kendi dilinde eğitimden mahrum olup; Rusça eğitim veren okullara devam etmek zorundadırlar. Çalışabilir yaştaki insanların yarısı işsizdir. Halen toplam nüfusun % 13’ünü teşkil eden Kırım Türkleri arasında fiziksel olarak tedavi olabilecek sağlık şartlarına sahip olmayıp; Kırım’da psikolojik rahatsızlıklara sahip insanların yarısını yine Kırım Türkleri teşkil etmektedir. Dolayısıyla bütün olumsuz şartların ortadan kaldırılmasında içinde yaşadığı devletin sorumluluğu kadar, Kırım Türklerinin insanlığın, İslam dünyasının ve kardeşleri olan Türkiye’nin de yardımı ve desteğine ihtiyaç vardır.
Bu acı olayın ve Kırım Türklerinin matem gününün 67. yıldönümünde sürgünde ve sürgün sonrası ağır şartlarda vefat eden kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle anıyor, Tanrı’nın bütün insanlığı ve milletimizi bu tür felaketlerden korumasını ve bir daha bizlere böye acılar yaşatmamasını diliyorum.
Haber Kaynagi: http://www.fikirdebirlik.org/yazi.asp?yazi=200805002
|