|
ERBİL
TOPLANTISININ ANALİZİ VE TÜRKMENLER
|
| DR.
CÜNEYT MENGÜ |
İstanbul
Irakta 2010 Mart ayındaki genel seçimlerden bu yana geçen 8
aydan fazla bir süre hükümetin kurulamamasının yarattığı
kriz, ülkedeki siyasi ihtilafların daha da derinleşmesine
yol açmıştır. Seçimlerden çıkan sonuçlara bakıldığında;
kâğıt üzerinde değişik hükümet alternatifleri bulunmakta,
ancak Iraktaki mevcut şartlar, dengeler, iç çatışmalar
dahil yaratılan senaryolar, bölgesel dinamikler ve elbette
en önemlisi de ABD başta olmak üzere uluslar arası oyuncular,
hükümetin kurulmasına izin vermemiştir. Krizin aşılması için
Iraktaki siyasi kitle liderleri ve yardımcıları 8 Kasım
2010 tarihinde Kuzey Irak Bölgesel Yönetim Başkanı Mesut
Barzani tarafından Erbile davet edilmiştir. Toplantıya
siyasi kitle temsilcilerinin protokol konuşmalarının
Bağdatta üzerinde görüşülen konularda anlaşma sağlanmıştır.
Bu son cümleden yola çıkarak Erbil Toplantısının
hazırlıkları KDP temsilcisi Nuri Alsavisin Bağdattaki
evinde ve söz konusu Erbil Toplantısının devamı ise
Barzaninin Bağdattaki evinde yapılmış ve anlaşmanın
sağlandığı Barzani tarafından medyaya bildirilmiştir.
Barzani basına yaptığı açıklamada; Talabaninin
Cumhurbaşkanı, Malikinin Başbakan, Al Irakiyadan bir
adayın Meclis Başkanı ve Allawinin Stratejik Kurul Başkanı
olarak atandıklarını basına açıklamıştır.
Erbildeki toplantıya Irakta 3. etnik unsuru teşkil eden
Türkmen temsilcileri dışında, tam teşekküllü Şii Grupları,
tamamına yakın Sünniler ve eksiksiz Kürt Partilerinin
temsilcileri katılmışlardır. Erbil toplantısındaki
görüntüler ve protokol mahiyetindeki konuşmaların satır
aralıkları incelendiğinde;
1- Erbil Toplantısına her ne kadar genel seçime katılan
kitle listeleri başkanları ve yardımcıları baz alındı ise de
ancak Irakta 3. etnik unsuru teşkil eden Türkmen
temsilcileri göz ardı edilmemeli idi.
2- Irakta siyasi durum aynen devam edecekse her daim
hükümet anahtarı Kürtlerin elinde olacaktır.
3- Irak halkının Arap ve Kürt olmak üzere iki ana unsurdan
oluştuğuna dair açıklamalar, bir Türkmen gazeteci dışında
katılımcılar tarafından itiraz görmemiştir.
4- Ulusal ortaklık ve etniksel hakların kriterleri
belirlenmeden Kürtlerin bu hakkı elde etmeleri sağlanmıştır.
5- 15 Madde den oluşan ve ancak toplantı sonrasında 11
Madde olarak basına dağıtılan sonuç bildirisinde; Kerkük
meselesi, ihtilaflı bölgeler ve petrol anlaşmalarının ucu
açık kaldığı anlaşılmaktadır.
Aslında Kürtlerin anahtar pozisyonu ve arabulucu rolü yeni
değildir. Iraklı muhalifler döneminde ve Saddam sonrası bu
görevi sürekli olarak Talabani üstlenmiş idi. Şimdi ise,
Talabaninin sağlık problemleri, en önemlisi ise kendisinin
Cumhurbaşkanlığına aday olması ve ayrıca ABDnin bu yöndeki
tutumu nedeniyle bu görevi Barzani üstlenmiştir.Dikkat
edilirse bu görevin Kürtler tarafından üstlenilmesi;
öncelikle ABD ile güçlü bir işbirliği içinde olmaları, kendi
aralarında hemen hemen asgari müşterekte birleşmeleri, diğer
yandan ise Şii, Sünni ve diğer kesimlerin birçok parçalara
bölünmeleri ve özellikle Arap yöneticilerinin örgütsel
yetersizlikleri, dar görüşlü olmaları, ayrıca büyük bir
çoğunluğunun makam ve liderlik peşinde olmalarından
kaynaklanmıştır. Bu gerçek Irak Muhalefetinin kuruluşundan
bugüne kadar da devam etmektedir.
Bu arada yukarıda izah ettiklerimi, yani birlikten kuvvet
doğar tezini vurgulayacak bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim.
2002 yılının sonlarında Irak Muhalefeti tarafından seçilen
eşgüdüm ve koordinasyon kurulunun son toplantısı Şubat 2003
tarihinde ERBİL in Selahattin kentinde yapılmış ve Şii ve
Sünni Arap Gruplarının birlikte hareket edememeleri
nedeniyle Talabani bu toplantıya başkanlık etmiştir. Türkmen
(ITC) temsilcisi sıfatıyla kurulun üyesi olarak Talabani ile
gerek evinde gerekse muhtelif toplantılarda görüşmelerime
dayanarak bir ara kendisine Irakın Cumhurbaşkanı siz
olacaksınız diye söylediğimde mutlu olduğunu belli etmeden,
Bağdatlıların tabiri ile benimle düşmanlığınız mı var?
demiştir. Ve gerçekten ilk dönem fazla itiraz edilmeden
Talabani Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu arada bir hususa da
değinmek istiyorum. O da Saddam sonrası yönetim ve otorite,
yukarıda sözü edilen kurulun önde gelenleri arasındaki
paylaşımı devam etmekte ve ayrıca konsensüs prensibi de
halen yürürlüktedir.
Türkmen meselesine gelince ERBİL toplantısına Türkmen
temsilcilerinin dâhil edilmemesi bir ilki teşkil etmekle
birlikte, önce Türkmenler ve aynı zamanda Irak için bir
kırılma noktasıdır ve bundan büyük dersler alınmalıdır.
Geçmişi özetleyecek olursak Türkmenler 1991de başlayan Irak
muhalefet sürecindeki toplantılarında yer almış, Irak
Muhalefetinin (INC) düzenlediği 1992 Selahattin
toplantısında 9 kişiden oluşan Yürütme Kurulunda bir Türkmen
temsilci yer almıştır. Yine Irak Muhalefetinin 1999 New York
Toplantısında Kurumların dağıtımında Meclis Başkanlığı
Türkmenlere tahsis edilmiştir. Gecikmeli olsa da ABD
Kongresince onaylanan 1999 Irakı Kurtarma Yasasına, Irak
Türkmen Cephesi daha sonra dahil edilmiştir. Irak
Muhalefetinin Londra Toplantısında seçilen 65 kişilik
Eşgüdüm ve Koordinasyon kurulunda Türkmenleri 6 kişinin
temsil etme imkanı sağlanmıştır. 2003 yılı Ocak ayında
yapılan Davos Toplantısına davet edilen Iraklı 7 üst düzey
parti yöneticilerinden biri Irak Türkmen Cephesini temsil
eden bir kişi olmuştur. Görüleceği üzere bu oluşumlarda
Türkmenler % 6 10 arası temsil edilmişlerdir. Saddam
sonrası döneme gelince; ABD ile yaşanan sıkıntılara rağmen (aşağıdaki
bölümlerde kısaca açıklamaya çalışacağım) Türkmenler Irakın
genel durumu ile ilgili toplantılarda yer almış, ancak resmi
oluşumlarda kendi gerçek temsilcileri dışındaki kişiler de
Türkmenler adına yer almışlardır.
Erbil toplantısında Türkmen temsilcilerinin davet
edilmeyeceği hususu toplantı gününden 3 gün önce belli
olmuştur. Toplantıya çağırılan bazı katılımcıların belki çok
az kişiyi temsil ettiği, bazılarının seçimlerden aldığı oy
sayısının Türkmenlerin oy sayısının yarısına bile ulaşmadığı
dikkate alındığında, yalnız Irakiye listesine 120.000 oydan
fazla katkısı olan Türkmenlerin temsil edilmemesine Ayad
Allawinin neden herhangi bir girişimde bulunmadığının veya
sessiz kaldığının sorgulanması gerekmez mi?
Diğer Şii partilerinde çok çaba harcayan Türkmen
aydınlarının başarılı çalışmaları da bu partilerin
yöneticilerince anlayamadığımız şekilde yine cevapsız
kalmıştır. Bu konunun sorgulaması yapıldığında kanımca Erbil
Toplantısına katılanların çoğu veya özellikle bazılarının
Cumhurbaşkanlığı veya yardımcılığına, Başbakanlık veya
yardımcılığı makamına talip olmaları, diğerlerinin ise
birbirlerini yenme peşinde olmaları nedeniyle ne Irak ın
geleceği, ne Kerkük meselesi, ne de 3.etnik unsur olan
Türkmenlere yapılan haksızlıklar çok umurlarında olmadığı
anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan Davutoğlu, Erbil Toplantısının yapılmasına
bir gün kala Erbili ziyaret ederek Barzani ile görüşmüş,
aynı gün Bağdatta Şii ve Sünni Arap yetkililer ile
temaslarda bulunmuş ve ne Erbil ne de Bağdatta hiçbir
Türkmen yetkilisi ile görüşmemiştir. Bu itibarla Türkmenler
ile görüşme yapılmadığına göre ne Barzaniye ne de Allawiye
Türkmenlerin toplantılara neden dahil edilmediğinin
sorgulanmasında zorluk çekilecektir. Ancak Türkiyenin dış
münasebetlerle ilgili sıfır politikasında, Türkmenlerin
yerinin olup olmadığını sorgulamalıyız. Bu arada Türkiyenin
Türkmenlerin de dahil edildiği kırmızı çizgileri bırakarak,
şu anda yan tarafta durması karşısında ne elde ettiğini
bilemiyorum! Ancak burada bir hususu anlatmakta yarar var;
başlangıçta Kürtlerin Türkmenlere bölgede ortaklık önerileri,
daha sonra Brüksel Modeline kadar teklifler olmuş ve nihayet
aşağıda açıklanacağı üzere ABD Temsilcisinin önerisi gündeme
gelmiştir.
Erbil Toplantısının yine hem Irak hem de Türkmenler
açısından perde arkasında saklı tutulan Kerkük meselesi,
ihtilaflı topraklar, 140. madde uygulanması gibi konular
Barzani tarafından değişik bir şekilde dile getirilerek Irak
halkının Arap ve Kürt olmak üzere iki ana unsurdan
oluştuğunu ifade etmiş ve maalesef hiçbir katılımcıdan tepki
gelmemiştir. Aslında bu konu yalnız Türkmenler açısından
değil, bir defa Irakın bütünlüğünün sağlanması ve diğer
yandan insan hakları açısından da sorgulanması gerekmektedir.
Irakta sayısı ne olursa olsun Türkmenlerin 3. etnik unsur
olduğu Iraktaki tüm siyasi kitleler tarafından göz ardı
edilmemelidir.
Erbil Toplantısı öncesi ve sonrası Irakta ulusal ortaklık
ve etniksel haktan sıkça söz edilmektedir. Bazıları bu
ortaklığı ekonomik yönden ele alarak milli servetin
matematiksel veya etniksel oranlar açısından paylaşılmasını,
diğerleri ise detayları açıklığa kavuşmadan oldu bittiye
getirilmekle hükümette de söz sahibi olmak istemektedirler.
Şimdi Iraklı düşünürler, yazarlar, sivil toplum
örgütlerinin; bu hususun kriterlerinin açık bir şekilde Irak
Parlamentosunda ele alınması ve tespitinin sağlanması için
çaba göstermeleri gerekmektedir. Bir etnik unsurun
Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık makamını hak ediyor ise,
diğer unsurların da bu paylaşımların içinde neden yer
alamasın? Ayrıca milli servetin tüm Iraklılara ait olması
gerekirken neden farklı kriterler ele alınmaktadır?
Irakın siyasi sürecinde tablo karmaşık görünse de başta
İran ve Türkiye olmak üzere komşu ülkelerin ve en önemlisi
ABDnin etkisi çok büyüktür. Irakta işgal halen devam
etmektedir. Hatta ABD askerlerinin hepsini veya önemli
ölçüdeki kısmını çekiyor olsa da işgal güç olarak varlığını
koruyacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. ABD de
bulunan düşünce kuruluşlarının raporları bazen senaryodan
öteye gidememekte, bazen de gerçekçi analizler içermektedir.
Geçtiğimiz günlerde ABD de Leigh Üniversitesi Öğretim Üyesi
Barkley in Kürdistanda çatışmayı önlemek başlığıyla
yayımlanan raporu dikkatimi çekmiştir. Raporda Kerkük
meselesinin değerlendirildiği, Kürt Bölgesel yönetiminin
etki alanı ve Kerkük başlığı altındaki bölümde, Irak tan
çekilmeye hazırlanan ABDnin Kürtlerin rahatsızlığı üzerine
merkezi Irak hükümetine ait 12. Tümen in Kerkük
yakınlarındaki kasabalara kaydırılan birliklerinin
hareketlerini durdurduğu ve ABDnin de Kerkükteki
kuvvetlerini takviye ettiği hususu yer almaktadır.
Anlaşılacağı üzere bugün Kerkükte bulunan asayiş milisleri
problem teşkil etmekte, varlığını ABDden aldığı güçle devam
ettirmekte ve bunun da merkezi hükümet tarafından çözülmesi
gerekmektedir. Aslında ana sorunun Saddam sonrası süreçte
Türkmenlerin Irak siyasi denklemi dışında kalmasıdır.
Nedenlerine gelince;ileride de tartışma konusu olmaya devam
edecek olan 1 Mart 2003 Tezkeresi ile Irak dosyası sorumlusu
ve ABD Başkanı temsilcisi Halil Zilmayzadın 2003 Mart
ayındaki Ankara Toplantısı bitiminde ITC temsilcisi olarak,
zamanın eşgüdüm ve koordinasyon kurul üyesi ile yapmış
olduğu ikili görüşmeden sonra ITC Yönetiminin olumsuz
kararından kaynaklanmıştır.
Yine Erbil Toplantısı ile ilgili bir hususu dile getirmekte
fayda vardır.Bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık
makamı Erbil Toplantısının ana konusunu teşkil etmekte idi.
Bu sorun ile ilgili olarak ister Irakta ister Türkiyede
ABD yanlısı bazı tanınmış yazarlar hedef şaşırtmak
maksadıyla; ABDnin Erbil toplantısında söz geçiremediğini,
Türkiyenin yanlış ata oynadığını (Türk yetkilileri
tarafından sürekli yalanlanmasına rağmen), Maliki yerine
Adil Mehdinin desteklenmesi gerektiğini, Talabaninin
dışında başka bir Arap Sünninin Cumhurbaşkanlığına
getirilmesini, bu süreçten İranlıların galip geldiğini
yazmaktadırlar. İşin gerçeğine bakıldığında bu makamlara
seçilen veya konsensüs prensipleri esasına göre tayin edilen
kişiler ve muhalifleri, hem ABDye ve aynı zamanda İrana ve
hem de Türkiyeye çok ufak farklılıklara rağmen yakın
mesafededirler. Örneğin ABD için Maliki ile Adil Mehdi
arasında fark olmadığı kanaatindeyim.
Sonuç itibariyle, Iraklıların ve özellikle Türkmenlerin
Erbil Toplantısından çıkan sonuçları etüt ederek alınması
gereken dersler üzerinde çalışmalar yapmaları, Irak Türkmen
Cephesinin devamlılığı, ancak yeniden yapılandırılmasının
zaruret haline geldiği ve Türkmenlerin tek vücut halinde
olmalarının zorunluluk arz etmesinin yanı sıra;
1- Irak Parlamentosunda mevcut 10 Türkmen Milletvekilinin
asgari müşterekte anlaşarak bir grup oluşturması,
2- Etniksel hak ve seçim hakkından yararlanarak
Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık Yardımcılığına ve ayrıca
bir bakanlık makamının Türkmenlere tahsis edilmesi,
3- Irak Parlamentosu tarafından onaylanan 23. Maddenin
yürürlüğe girmesi,
4- Kerkükteki asayiş kuvvetlerinin çekilmesi ve emniyetin
merkezi hükümete bağlı güçler tarafından sağlanması,
5- İster Bağdatta ister İstanbulda bağımsız bir şekilde
Türkmenlerin de katılımıyla bir istişare toplantısı
yapılması
yararlı olacaktır.
|
|