|
IRAK OYUNU İYİ
OKUNAMADI, YENİ SENARYO İSE KANDİL VE SURİYE!
22.08.2010
Türkiye üzerinde birkaç
cepheden savaş alarmları çalmakta, düğmeye bir kaç yerden
basılmış ve illaki Ankara çatışma ortamına çekilmek
istenmektedir. İşte Suriye krizi ve terör örgütü PKKnın
kalleşçe saldırıları. 1992de Özalın Kuzey Iraka askeri
müdahalesine karşı çıkanlar bugün Suriyeyi Türkiye topraklarına
katalım demekte, zamanında 1 Mart 2003 tezkeresine karşı
çıkanlar ise bugün hata yapıldı diyorlar!
Sürekli olarak sözü edilen
Arap baharı ise, görünürde demokrasi ve özgürlük getirmek adı
altında, halkların da bilinçli olmadıkları takdirde, nihai
hedefi Arap ülkelerinin ardı ardına bölünme projesidir. Ne yazık
ki sırada Türkiyede var. Arap baharının Türkiye açısından
önemli bir halkasını teşkil eden Suriyede durum ve Kürt
meselesi kritik bir sürece girmiştir.
T.C. Cumhurbaşkanı Sayın
Gül ve Başbakanı Sayın Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Esad a
Suriyedeki karışıklıklarla ilgili sert uyarılarda bulundular.
Bu uyarıların akabinde ise Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu son
açıklamasında konu ile ilgili olarak artık konuşulabilecek bir
şey kalmadığını ifade etmiştir. Bu açıklamalar yapılmadan önce
Batı, İsrail ve Arap medyasında; Türkiyenin Suriye ile sınır
bölgesinde güvenli bölge (tampon bölge) ihdas edileceği veya
Türkiye tarafından askeri müdahalede bulunulacağı şeklinde
günlerdir sık sık yorumlanmıştır ve halen de yorumlar devam
etmektedir. Geçtiğimiz günlerde Rusyanın Suriye hükümetine, ABD
ile Türkiye arasında Suriyeye askeri müdahale konusunda
mutabakata varıldığı hususunda bilgi verdiği internet
sitelerinde yayınlanmıştır. Ayrıca bu gelişmelerin akabinde de
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün de, Türkiyenin sabrının
taştığını anlıyoruz, ancak askeri müdahalenin kendi vereceği
bir karar olduğuna dair açıklama yapmıştır! Neden acaba?
Konu
ile ilgili üç önemli hususun altını çizmek isterim. Şöyle ki;
Türkiyenin Washingtondan habersiz her hangi bir aksiyonel
eylemde bulunmasını söylemek doğru olmayabilir. İkincisi ise
Türkiyenin ali menfaatlerini dikkate alarak ister müttefiki
olsun isterse olmasın herhangi bir ülke ile işbirliği yapması
uluslar arası teamüle göre doğaldır. Üçüncüsü ise Washingtonun
her talebine Türkiyenin olumlu yanıt vermek zorunda
olmadığıdır.
Suriyenin Türkiye
Açısından Önemi;
Konuyu analiz
etmeden önce Suriyenin Türkiye ile olan 800 km den fazla sınır
şeridi ve Suriyenin en güçlü Arap milliyetçiliği merkezinin
olması, Türkiyenin Ortadoğu ile ilişkilerinin temel taşını
Suriye teşkil etmektedir. Ayrıca Türkiye açısında Suriye,
stratejik, jeopolitik, güvenlik, coğrafi ve ekonomik yönden de
önem arz etmektedir. Diğer önemli bir husus ise Türkiyenin
Kuzey Irak ile inişli çıkışlı ilişkileri dikkate alındığında
Suriye Türkiyenin Ortadoğuya açılan tek sınır kapısıdır. Diğer
taraftan PKK militanlarının; Suriyedeki Kamışlı kentinde ve
sınırın diğer bölgelerinde daha önceleri Suriye istihbaratı ile
iç içe çalışmalarda bulundukları gerçeği de dikkate alınmalıdır.
PKKnın içinde 2000den fazla Suriyeli Kürt vardır. Esadın
Suriyeli Kürt siyasi hareketlerine diyalog çağrısı yaptığı,
Kürtlere özerklik önerisi getirdiği ve ayrıca bu militanların
Suriyeye dönmelerini sağlamak için genel af sözü verdiği
çeşitli haber kaynaklarında yazılmaktadır. Yine Suriyedeki
Türkmenlerin adı geçmemektedir.
Bunlara ek
olarak Suriyenin başta İran olmak üzere, Rusya ve Hizbullah ile
ciddi ilişkileri zaman zaman Türkiyenin batı ile olan
ilişkileriyle ters düşmektedir. Son olarak 70 seneden fazla
tamamen ihmal edilmiş hatırı sayılır Suriyede bir Türkmen
varlığının olması gibi hususlar dikkate alındığında Türkiye artı
ve eksi hesaplarını çok iyi etüd etmelidir.
Bugün kim ne derse desin
Suriye de ABDnin, İsrailin çılgın tezlerini uygulaması ve
istenilen proje veya senaryo Irak işgalini çağrıştırmaktadır.
Hemen hemen bu senaryonun benzeri Irakta gerçekleşmiştir. Irak
meselesi 20 yıl önce 2. körfez krizinde Türkiye açısından kritik
sürece girildiğinde, Türkiye medyasında girilmeli veya
girilmemeli şeklinde konuşmalar günlerce tartışılmıştır.
Rahmetli Özalın Irakın Kuzeyi ile ilgili olarak sürekli olarak
dile getirdiği 1 koy 3 al yerine, Türkiye 3 koydu ancak birini
bile geri alamadı.
Güvenli Bölge
Senaryosu;
Konumuzla ilgili olarak
Irak meselesinde çekilmiş fotoğrafların bazılarına bakılırsa;
Saddamın 1990 yılında Kuveyte yapacağı askeri müdahale ile
ilgili ABDnin Irak Büyükelçiliğinden görüş talep ettiğinde,
konunun iç meseleleri olduğunu, bu itibarla sizin tarafınızdan
verilecek bir karardır şeklinde cevap verilmiştir. ABD daha
sonra BM Kararına dayanarak koalisyon gücü oluşturmuş ve
Saddamı Kuveytten çıkartmıştır. 1991ın başlarında ABD, Kuveyt
sınırına yakın Safwanda Saddamı tarihte eşine rastlanmayan
onur kırıcı bir anlaşma imzalamaya mahkûm ettirdi. Daha sonra
bilindiği üzere Irakın kuzeyine uçuş yasağına rağmen Saddamın
helikopterleri Kürt ve Türkmen bölgelerini bombalaması sonucunda
Türkiyenin sınır bölgesine yüz binlerce mülteci akınına
uğramasını gerekçe göstererek 36. paralelde güvenli bölge
oluşturulmuştur.
5 Nisan 1991 BM kararı
ile Türkiye önderliğinde Irakın Kuzeyindeki 36. paralelde
güvenli bölge oluşturuldu ve ardından Türkiye kendi
topraklarında çekiç gücün konuşlandırılmasını onayladı. Böylece
Türkiye kendi eli ile Kuzey Irakta bir otorite boşluğu
oluşturdu ve yarı kürt devletinin önü açıldı.
Irak
muhalefetinin (INC) büyük toplantılarından biri Eylül 1992
tarihinde ERBİLe bağlı Selahattin kentinde yapıldı. Toplantıda
Irak için federatif yapı, Kürt grupları tarafından gündeme
getirildi. Türkmenlerde bu toplantıya katılarak Rahmetli Özalın
çabasıyla Irak siyasi denkleminin içinde 3. unsur olarak yer
aldılar.
Özal Yanıltıldı;
Burada bir anımı
aktarmakta yarar görmekteyim; Irak Muhalefetinin (INC)
Selahattin toplantısının akabinde Irak Türkleri Derneği Başkanı
olarak bir heyetle İstanbul Ordu Evinde rahmetli Özal ile bir
araya gelmiştik. Kendilerine Sayın Cumhurbaşkanım 36.paralel
üzerinde oluşturulan güvenli bölgede teknik bir hata var, şöyle
ki; Süleymaniye paralel dışında olmasına rağmen paralelin içine
alınmış, ancak Musul yakınlarındaki Telafer ve diğer Türkmen
köyleri paralelin içinde olmasına rağmen dışında kalmış dedim ve
Kerkük vilayeti paralel dâhiline alınırsa yararlı olacağını
ekledim. Rahmetli Özalın cevabı; Ben ABD Başkanı Bush ile bire
bir görüşüyorum, bu durum altı ay sürer sürmez Irak eski haline
döner demiştir.
6 Ay Değil 13 Yıl
Devam Etti;
Güvenli bölge Saddamın
düşmesine kadar defacto olarak devam etti ve Saddam sonrası
legal sürece girerek Irak Anayasasında yer aldı. Çekiç gücün
konuşlandırılması ise, muhalafet partilerinin itirazlarına
rağmen TBMMde süre uzatımları Saddam düşene kadar devam
etmiştir. Diğer taraftan çekiç gücünün PKK militanlarına yardım
ettikleri defalarca güvenlik mensuplarınca tespit edilmiştir.
Çekiç güç hangi amaçla konuşlandırıldı, neye hizmet etti!
Bunların hepsi bir plan ve projenin gereği değil midir? Güvenli
bölgede meydana gelen otorite boşluğu sıkıntısı halen devam
etmektedir. Rahmetli Özal çok kısa süre sonra Allahın rahmetine
kavuştu. Sonraları düşünceleri ne olurdu bilemiyorum? Aslında
politikada ülkeler arasındaki ilişkilerde söz, onur gibi
kavramlara yer yoktur. Bütün bunlara rağmen Türkiyenin bugünkü
durumunu görebiliyordu ve Iraktaki Türkmen davasına da çok
katkıları olmuştur.
Özaldan sonra Türkiyenin
gelmiş geçmiş iktidarları bir seri çelişkiler içinde Irak
meselesini yürütmeye çalıştılar. Hem güvenli bölgeye sahip
çıktılar, hem de Irakın toprak bütünlüğünün gerekli olduğunu
savundular.
Müttefik İle İlişkiler
Bozulmaya Başlıyor;
Yıl 1996da çok önemli bir
gelişme meydana gelmiştir. KDP ile KYB arasındaki silahlı
çatışmalara son vermek için Türkiyenin devreye girmesi
sonucunda Ankara mutabakatı sağlanmıştır. Bunun sonucunda
Barzani ile Talabani arasında barış sağlandı. Kuzey Irakta
Türk askeri konuşlandırıldı ve %90ı Türkmenlerden oluşan 1500
kişilik (PMF) barış gücü kuruldu. Ancak ABD tarafından 1997de
Clinton döneminde hazırlanan Yeni Bir Yüzyıl İçin Strateji
belgesinden yola çıkılarak 1998 yılında KDP ile KYB arasında
Washington anlaşması imzalanmıştır. Böylece Ankara mutabakatı
alt üst edilmiş, Türkiyenin ABD ile olan ilişkileri çuval
hadisesine benzer bir durum sonucunda bozulmaya başlamış ve bu
bozulma anlaşmanın 1999 Ocak ayında ABD Kongresi tarafından
yürürlüğe sokulan Irakı Kurtarma Yasası ile zirve yapmıştır.
Daha sonra ABDnin Türkiye ile olan ilişkileri Öcalanın
yakalanması ile düzelmeye başlamıştır. Daha çok bilgi için her
iki anlaşma isteyen inceleyebilir. Kuzey Irakta Türk askerinin
ve PMFnin varlığı Saddam düşene kadar devam etmiş ise de
sürekli Barzaninin tepkileri ile karşılaşmış ve Türkmen
meselesi Irakta ki siyasi denklemin dışına itilmiştir.
ABD Tezkerenin
Geçmesini İstemedi;
Daha uzun yıllar
tartışılacak 2003 yılındaki meşhur 1 Mart Tezkeresine gelince;
yazarların büyük bir bölümü tezkerenin demokratik bir süreç
sonunda reddedildiğini savunur. Görünürde ABD tezkerenin TBMM
onaydan geçmesini istemekte idi. Halbuki geçmemesinden yana idi.
Türkiye bu meseleyi iyi okuyamadı. Bu görüşü 28 Ocak 2003
tarihinde eski Nato komutanı Weskey Clark tarafından verilen
brifing kanıtlamaktadır. Clark konuşmasında ABD ile birlikte
koalisyon güçlerinin Irakta yapılacak askeri operasyonun
kuzeyden değil güneyden başlatılacağı ve Türkiyenin devre dışı
olacağını bildirmiştir. Nitekim de öyle oldu. ABD Kuzey Irakta
alan hakimiyetine kimseyi ortak etmemek için TSKnın Kuzey
Iraka girmesini istemedi. Tezkerenin TBMM onaya sunulmasından
bir buçuk ay önce bu konuşmanın yapıldığına dikkatinizi çekerim.
Şubat 2003 tarihinde Türkmen temsilcilerinin de katıldığı Irak
Muhalefetinin Selahattindeki eşgüdüm ve koordinasyon
toplantılarında, Kürt grupları da kesinlikle tezkerenin
geçmesini istemediklerini açık açık ifade etmişlerdir.
Tezkerenin reddinin
akabinde Mart ayı içinde Ankara, muhalefet gruplarının iki
toplantısına organize ederek ev sahipliği yapmıştır. Bu
toplantılara ABD yetkilileri de katılmıştır. Tezkerenin TBMMden
geçmemesine rağmen, Türkiyenin koalisyon gücü içinde yer alma
çabaları da sonuçsuz kalmıştır. Ayrıca özellikle Kerkük olmak
üzere verilen sözlerin arkasında durulmamıştır. Aslında
Türkiyenin ali menfaatleri belki de Türkiyenin bu koalisyon
içinde yer almasını öngörüyordu. Türkiyenin Ali menfaatleri
ise; Türkiyenin dünyaya ilan etmiş olduğu kırmızı çizgilerin
korunması, Lozan Anlaşmasının bir parçası olan 1926 Ankara
Anlaşması uyarınca garantör durumunun devamlılığı, Irakın
toprak bütünlüğünün korunması, PKK terör örgütünün etkisiz
duruma getirilmesi ve Türkmen unsurunun Irakta siyasi denklem
içinde 3. unsur olarak yer alması olarak sayabiliriz.
Suriyedeki
Senaryolar;
Şimdi Suriyedeki kaosu
Irak meselesi ile karşılaştırdığımızda; her şeyden önce
özellikle batı medyası Türk askeri için övgüler yağdırmakta
(aslanmış, kaplanmış gibi), Türkiyenin sıcak takibe gireceğini
ve bu takip sunucunda Suriye ile Türkiye sınırlarında biri Adlep
üçgeninde Cisr el Şuğur kasabasında, diğeri ise Kürtlerin yoğun
olduğu Kamışlı Bölgesinde iki koldan tampon veya güvenli bölge
ihdas edileceği söylenmektedir. Böylece Kuzey Irakta olduğu
gibi bir otorite boşluğu meydana gelecek ve bunun sonucunda
neler olabileceği tahmin edilebilir.
Batı ve Arap medyası
tarafından sözü edilen Suriyeye askeri müdahalenin, Türkiyeye
ne sağlayacağı bilinmemekte, diğer taraftan iktidarın bu hususta
tavrının açık olmadığı ve Türk kamuoyunu da bilgilendirmediği de
ortadadır. Bunlara ek olarak Suriyeye yapılacak kara
harekatının, ABDnin Iraka girdiği gibi rahat olamayacağı
görülmektedir. Beşer Esadın artık bu saatten sonra iktidarda
kalması mümkün olamayacağı gibi ya uzatmaları oynayacak veya
ordusu tarafından etkisiz hale getirilecektir. Diğer bir
olasılık ise Irak ve Libyada olduğu gibi hava harekatının
ardından kara harekatı başlatılacaktır. Asıl sorun bu kara
harekatını kimin başlatılacağıdır!
Suriyeye askeri müdahale,
ister NATO ister BM kararlarına dayandırılsın, Türkiyenin
askeri müdahalesi Suriye halkı ve diğer Arap dünyasındaki halk
üzerinde büyük bir yara bırakacaktır.
Irakın kuzeyinde İran
sınırına 15 20 Km. uzaklıktaki Kandile gelince, burada sorun
alan hakimiyetidir. Daha açık bir ifade ile bu dağlık alandan
kim sorumludur? Bir defa Kuzey Irakta ki yerel yönetim bölgesi
Irakta ki merkezi hükümetin kontrolü dışındadır. Kandile
gelince; Barzaninin bölgesinde olmasına rağmen, Barzani
tarafından sık sık o bölgeye güçlerinin yetmediği dile
getirilmektedir. Bunlara ek olarak ABDnin yıllardır PKK
sorununu Türkiye Irak Barzani arasındaki üçlü koordinasyonla
çözülebileceği tezlerinin sonuçsuz kaldığını söyleyebiliriz.
Dolayısı ile Türkiye ya alan hakimiyetini sağlayacak muhatabı
bulacak, ya da kendi alan hakimiyetini sağlayacaktır. Bu da
ancak ciddi bir kara harekatı ile sağlanabilir.
Umarız bu iktidar
tarafından, Başbakanın tabiri ile çıraklık dönemine rastlayan
2003 yılında yapılan yanlışların yapılmaması, şimdi ki ustalık
dönemlerinde ise; ister Suriye kaosunun ister Kandilin,
Türkiyenin ali menfaatleri uyarınca çözüme kavuşturulmasını
temenni ederim.
Dr. Cüneyt Mengü
E mail :
cuneyt.mengu@mercanonline.com
|