NEFİ DEMİRCİ
www. nefidemirci@mynet.com

ORTADOĞU
TÜRKİYEDE GELİŞEN OLAYLAR
VE
TÜRKMENLER
Ortadoğu bölgesi, Hindistan ve Cebelitarık arasındaki bölgedir ve Büyük Ortadoğu olarak bilinen bölgeleri içine alır. Bu geniş bölge, Kuzey Afrikadan İran Körfezini de içine alacak Pakistana, Filistine, Orta Asyaya ve Kafkaslara kadar uzanır. Kısacası 20den fazla Arap ülkesini, Pakistan, Türkiye ve İsraili de içine alan bir coğrafyadır.
Bu kavram, yani bu mana ilk olarak 1902 yılında, Amerikan Deniz Tarihçisi ve Stratejist, Alferd Thayer Mahan tarafından, Basra Körfezinin Stratejik ve Ticaret konusunda yazdığı makalesinde Ortadoğunun önemini anlatır.
1915 yılında Çanakkalede İngiliz ve Fransız Ordularının Başkomutanı olan Hamilton, 1909da Londra da yayınladığı Problem of Middle Esat makalesinde, Basra Körfez bölgesinin İngiltere çıkarları bakımından ve diğer sömürgeci devletlerle İngiltere arasındaki üstünlük mücadelesindeki önemine değinmiş, ne tekim Birinci Dünya Harbinin ilk günlerinde İngiliz Ordusu Basra Körfezinde bulunan FAVA BAĞLI KURNA yı işgal eder.
Iraka atılan ilk adım, Petrol ve paylaşım projelerini yavaş, yavaş alıştıra, alıştıra bu tarihlerden sonra uygulamaya konulacak.
1911 yılında, İngiltere Kralının Hindistan naibi olan Lord Curzon, Ortadoğu kavramının kullanarak bu kavrama resmi bir nitelik kazandıracaktır. L. Curzon 1923 yılında LOZANDA MUSUL Vilayeti konusunda, İsmet Paşa ile uzun, şiddetli tartışmalar sonucu istediğini elde edecek, Lozanın 3.cü Maddesi gereği Musul sorunu (Petrol merkezinde KERKÜK) ertelenecek ve 1926, Ankara antlaşmasında, şartsız olarak terk edilecektir.
Ortadoğu kavramı bugünkü anlamda, yani Küreselleşmeyi Batının ( Hıristiyan âleminin) çıkarlarına, soğuk savaştan sonra ABDnin Dünya hâkimiyeti çıkarlarına karşı olan, engellemeye çalışanlara Küresel Terörizm adı altında Radikal İslam ve bununda merkezi, İslam Dünyasının yaşadığı ENERJİ Kaynaklarından zengin toprakların adı daha henüz tam olarak konulmamış iken, ilk olarak 1815 yılında Viyana Kongresinde Rusya tarafından ortaya atılan ŞARK MESELESİ kavramı, bugün ORTADOĞU veya Büyük Ortadoğu Projesi olarak dünyanın SİYASİ gündemine oturdu ve Şark meselesiyle aynı amacı taşımakta.
İslami koruyan, İslam Dininin bayraktarlığını elinde tutan ve onu yücelten Osmanlı yi Avrupadan, Balkanlardan çıkarmak çalışmalarına Türk olmayan Müslümanları Osmanlı aleyhine kışkırtarak isyanlar çıkartarak ayrılmalarına çalışılır.
Bu konu irdelendiğinde; 1071 1683 yılına kadar geçen süre içersinde, Türkler gittikleri yerlerde hâkim durumda, Avrupalılar savunmada kalırlar veya itaat ederler.
1683, Viyana yenilgisinden sonra durumlar tersine döner, Batılılar birlik olarak âdete tearuza geçerler, İslam âlemini koruyan Osmanlı bu tarihten sonra savunmada kalır, böylece ŞARKIN, OSMANLININ ÜSTÜNLÜK dönemi sona ermiş veya erer. Bu tarihten sonra Gerçek Şark meselesinin İKİNCİ dönemi başlar, bütün Hıristiyanlar TÜRKLERE, yani İslama, Osmanlıya karşı, Osmanlı topraklarının parçalara ayırma girişimlerine, Stratejik ve Ticaret yollarını elde etme çalışmalarına başlarlar.
Hilal ile Haç arasında Savaş başlamış olur. Bu savaş bugüne devam etmektedir.
Adı Ortadoğu veya BOP. Olarak.
1815ten sonra, İLK OLARAK:
Balkanlarda bulunan Hıristiyanları Osmanlı hâkimiyetinden kurtulmaları için o toplumları isyana teşvik ve muhtariyet
İstemeleri telkin edilir, bunları elde edebilmek içinde:
* Türkleri, yani Müslümanları Balkanlardan çıkarmak ve silahlı mücadeleye başlamak.
* İstanbulu Türklerden geri almak.
* Osmanlı Toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan azınlıklara Osmanlı Devletini zorlayarak reformlar yaptırmak, muhtariyet elde etmeleri için onları isyana teşvik etmek, desteklemek.
* Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Kuzey Afrika toprakları üzerinde yaşayan Afrikalıları kolonilere bölünmek.
* Türk olmayan Müslümanları, özellikle Arapları, daha sonra Kürtlerde buna dahil olacak, Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmak ve devletten ayırmak. Omsalı topraklarını bölme planı.
* Anadoluyu paylaşma, Türkleri Anadoludan çıkarma planı.
1878 yılına gelindiğinde, bu tarihte Batılı devletlerarasında başta İngiltere olmak üzere Berlin Antlaşması imzalanır; alınan kararlardan bazıları:
* Ermeniler lehine reformların yapılması Osmanlı Devletinden istenecek.
* Kürtler kışkırtılıp, isyana teşvik edilecek, böylece de yakın gelecekte Ermenistan ve Kürdistan projeleri fiili olarak hayata geçirilmesi ve Türkiye topraklarının parçalanması sağlanacak.
Yani Büyük Ortadoğu Projesi uygulanacak.
Bugün bu fiili olarak hayata geçirilmiş, Türkiye toprak paylaşımı ile karşı, karşıya getirilmeye çalışılıyor.
1918 yılında Wilson Prensiplerinin 12.ci maddesinde Osmanlı İmparatorluğunun parçalara ayrılmasını, toprakları üzerinde Ermenilere ve Kürtlere bağımsızlığın verilmesini ön görmüş, Wilson bu prensiplerini ABD senatosuna göndermiş, böylece ABD devlet politikası haline gelmiştir.
1920 yılında İmzalanan SEVER, her ne kadar geçerliliğini kabul etmesek de bugün bütün siyasi ve coğrafi gelişmeler Severde tespit edilenlerin gerçekleştirilmesi yönündedir.
Severin 62. 63. cü maddeleri, Ermenistan kurulmuş, refahı için Türkiye Azerbaycanın TEK MİLLET duygularını zoraki olarak kabul etmiş ise de, kapalı kapılar ardında nelerin olduğu yakında iyi şeyler olacak söylemleri içersinde gizemliliğini koruyor.
Kürdistanın bütün alt yapısı Türkiyenin fiili yardımı, HABUR dan akan paralar, bilinmeyen yardımlar, para gelsin düşüncesi ile Türk şirketlerinin çalışmaları, siyasilerin sıcak bakışları ve her gün TV.lerde tartışılan NE OLDUĞU BİR TÜRLÜ AÇIKLANAMAYAN KÜRT SORUNU, VE yakında İYİ ŞEYLER olacak, İster, Güneydoğu, ister Diyarbakır ister Kürt sorunu deyin, zihniyeti içersinde yaklaşım ve KORUCULUĞUN gündeme oturtulması, BÜTÜN bu denklemler içersinde bölgede yaşayan TÜRKMENLERİN siyasi alandan silinmesi, DTP nin açıktan açığa Adliyeye, BMM sine ve Türk Polisine meydan okuması, ret etmeleri, yıllar önce BARZANİNİN yaptıklarının aynisini yapmaları, endişe verici, SEVRI hatırlatmaktadır.
Türkiyeyi, Anavatanımızı, Türkün asil kanıyla kurulan topraklarımızı büyük tehlikelerin beklediğinin işaretleridir BÜTÜN bunlar.
SEVRİ ABD imzalamış ve Senatodan geçirmiş, politikası olarak kabul etmiş, uygulamaya koymuş, Lozanı imzalamayan ABD. Türkiyenin 1926 Brüksel de çizilen Dağlardan, Nehirlerden geçen, Ankara Antlaşmasında kabul edilen sınırını kabul etmemiştir.
1926 Ankara Antlaşmasıyla, zor şartlar altında kalan Türkiye Musul Vilayetinden herhangi bir şart öne sürmeden feragat eder.
Bugün ORTADOĞUNUN, STRATEJİK ve Enerji kaynakları ve de bölgenin şekillenmesinde ABDnin 100 yıllık politikasının belirlenmesinde tartışmalıda olsa önemli rol oynayan İsrailin güvenliği, genişlemesinde İKİNCİ ayağı olan Kuzey Irakta kurulmuş olan Yerel Kürt devletinin hayata geçirilmesini ve devamını isteyenlerin tutumları son gelişmeler karşısında açıktan açığa ortadadır.
1926 yılından sonra Musul artık Iraka bağlanır, zaman, zaman yene Kürtlerin ve İngilizler karışı olan Arapların başkaldırılarına isyanlarına sahne olur.
1955 yılına gelindiğinde huzursuzluk ve gösteriler artar, O Tarihlerde Barzani Rusyaya sığınmış, uyanan Arap Milliyetçileri, Petrol un ve diğer yeraltı kaynaklarının İngilizler tarafından işletilmesini, İngiliz yanlısı Irak yöneticileri tarafından yapılan anlaşmaları, bu anlaşmaların feshini halk istemektedir.
Artan baskılar sonucu Hükümet Petrol u millileştirir ve arkasındanda 1955 yılına Bağdat Paktı ortaya çıkar, İngiliz çıkarları yene korunmuş olur. Türkiye bilmeden İngiliz çıkarlarına hizmet etmiş olur.
Bu paktın imzalanmasından sonra huzursuzluk daha da artar Irakın geneline yayılır, kurulmuş olan ARAP GENÇ SUBAYLAR BİRLİĞ 1958 yılında, beklenmedik, KASIM liderliğinde kanlı bir devrim yaparlar.
Sürç takip edildiğinde, Irakın parçalanmasını, Petrol un yene yabancılarda olduğu ve Kürt Devletinin kurulma aşamasına geldiğinin önünü açıldığını ve Türkiyenin en büyük sorunu olan Kürt sorunu ile karşı, karşıya kalmasını hazırlamıştır bu devrim.
Milliyetçi Arap Subaylar, Kasım, Komünist Partisi ve Kürt ağırlıkları icraat ve karaların ülke hayrına olmadığını geçte olsa farkına varmışlar. Kasımı devirene kadarda Irak acı günler yaşamış, siyasi ve sömürgecilerin çıkarları eskisi gibi devam etmiş.
Bağdat Paktı, ayni zamanda Güvenlik antlaşması idi, Türkiye bu kanlı devrime uzaktan seyirci kaldı!
Kasımın ilk icraatı Bağdat Paktından çıkma oldu, İkinci icraatı Rusya da sürgünde bulunan Barzaniyi AF etmesi olur.
Iraka dönen Barzani ilk iş olarak Irakta özellikle Kerkükte ayrımcılığı, fitneyi körüklemesi olur.
Gelişinden Kısa süre sonra Kerkük merkezli eylemler, gösteriler başlar, Petrol paylaşım kavgası, silahlı çatışmaya dönüşür ve 14 Temmuz 1959da Kürtlerin Türklere Karşı katliam girişimi gerçekleşir.
Ne yazık ki bu katliamın, neden, niçin yapıldığını ve Kerkükün seçildiği üzerinde, ne Türkiye, ne Irak ve nede Türkler durmadı. Durmaz.
Irak durmaz, alınan bilgiler değerlendirilmedi, Kürtler tarafından yapılan hazırlıkları görmezden gelen Irakın yöneticileri, konunu ciddiyeti üzerinde durması beklenemezdi, durmadı ve bugünkü Kürt- Arap Federe devletini, ikiye bölünen Irakı, Kerkükü ihtilaflı bölge olarak tartışılmasını, Sünni- Şii çatışmalarının devam ettiği bir zemini hazırladı.
Barzaniyi AF edilip neden, niçin çağırıldı? Kim istedi de çağırıldı?
Ortadoğu projesinin bir parçası midi, Kerkükü ihtilaflı bölge haline getirmek, Irakı bölmek, Kürtlerin adının dünyaya duyurmak için midi?
Bu durum Türkiyede düşünülen Affa ne kadar benziyor! Af edilecek PKK. İçersinde bulunan Suriye ve İran uyrukluları Türkiye hangi yetki ile AF edecek?
Türkiye konu üzerinde durmayı bir tarafa bırakalım, katliamın haberlerini bile yasakladı, üzerinde hiç durmadı, Türkiyede yükselen Kürtçülük, Barzaniye bağlılık, Irakta olduğu gibi Federasyon, dil, demokratik haklar ve her gün TV. Lerde tartışılan açıklanmayan sorunlar, Türk Kanıyla sulanan, Alın teriyle korunan kutsal vatanımıza ortaklık isteniyor. Iraka ortak olanların oralarda ne yaptıklarını, düşmanca tavır ve tutumlarını iyi bilmek gerek.
Türkmenler katliamın acısını çabuk atlattılar. Üzerinde toplu olarak durulmadı, detayları, nedenleri incelenmedi, bazı geçici alınan tedbirlerle dökülen şehit kanları silindi, fakat dayanışma ve ilerde siyasi durum hazırlığı yapılmadı, yapılanlar kısırlı kaldı, demokrasinin olmadığı bir ülkede demokrasi, insan hakları gölgesi altına sığınıp, gözü toprağında kimliğinde olanların karşında GÜÇ oluşturulmadı.
Sonuç bugün Kerkük, COĞRAFİ ve İDARİ olarak işgal altında, Petrol kavgası Türkmenlerin olmadığı bir zeminde devam ediyor.
Sekiz yıl devam eden İran Irak savaşı - 1.ci Körfez savaşı- köklü bir devlet geleneğine sahip olan İran savaşın ilk yıllarından sonra toparlanır ve ABD ye meydan okur hale gelirken, Yapay kurulan IRAK, ortak kültürü, ortak dili geleneği olmadığı için, bir millete sahip olamamış, yapay bir Irak Milleti yaratılmış. Savaştan sonra, dikte rejimi altında bir türlü toparlanmadığı gibi, ülkesine, kendi hayatına mal olacak 2. Körfez savaşını Kuveyti işgal etmekle başlatır.
Hazırlıklı, 100 yıllık projeye sahip olan İngilterenin yerine, önüne geçen ABD. Yaratılan fırsatı kaçırmaz, belki de kendisi hazırlamış ve Saddama Kuveyti işgal etmesi istenmiş, Tarık Aziz hale hayatta. İşgal edilen Kuveyte, bir kaç gün sonra ABD. Askerleri girer, Saddamın askerleri ya kaçar veya teslim olur.
1990- 1991, 2. Körfez savaşından sonra, ateş kes ilan edilir ve arkasından hazırlıklı olan Kürtler Kerkükü işgal eder, tapu, nüfus daireleri kütüphane yağma edilir ve arkasındanda suni olarak yaratılan GÖÇ başlar, Güvenli bölge, Çekiç Güç, Kürt bölgeleri koruma altına alınır, böylece devletleşmelerinin ilk adımı atılmış olur.
ABDnin Ortadoğu politikası yerine gelmiş, Enerji kaynakları ve WİLSON prensiplerinde, SEVRDE ön görülen Kürdistan devleti oluşum yoluna girmiş.
Türkiye Güvenli Bölgenin korunmasına tam destek verir.
Bölgeyi, yani Kürtlerin bugün hâkim oldukları, yerel yönetimleri altında olan toprakları İncirlikten kalkan uçaklar korur.
Türkiyenin gözler önünde Saddamın insafına bırakılan Türkmen bölgeleri bir yandan Araplaştırılırken diğer yandan İdamlar, Sürgünlere maruz kalır, Binlerce Türk bu haksızlığa uğrar. Kayıp olanların sayısı belli değil. Kürtler koruma altına alınırken, neden Türkmenlerin korunmasını Türkiye istemez?
11 Eylül 2001yılındaki saldırı, ABDnin düşmanlarının kimler olduğunun fotoğraflarını netleştirir.
Artık yeni düşman Radikal İSLAM, mücadele sahası ORTADOĞU olacağı netleşir.
Artık ABDnin önünde bir düşman , hedef bu düşmanı ortadan kaldırmak, Düşmanın bulunduğu bölge, halkının çoğunluğunun MÜSLÜMAN olan Ortadoğu.
Hedef ve amaç, hem düşmanı, radikal İslam veya siyasal İslami ve onun örgütlerini ortadan kaldırmak, ayni zamanda o bölgelere Demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, yönetimde olanlara yardım amacıyla sınırlı ve kontrollü iktidar yetkisi, din ve dünya işlerinin biri birinden ayrılması, insan hakları, hukukun üstünlüğü, Irakta olduğu gibi. Her gün onlarca insanın öldüğü ve Abu Garip hapishanesinde yapılan insanlık dışı uygulamalar, ama yene de Iraka demokrasi geldi, Diktatörden kurtuldular.
Şark meselesinden Sevre ve oradan başlayan bugünümüze gelen Ortadoğu konusu, Siyasi ve iktisadi bir proje haline gelmiş, kanlı olarak gerçekleştiriliyor demokratik yöntemlerle.
Avrupa da yıllarca devam eden terörü görmezlikten gelen Batılılar, TERÖRÜ İSLAM DİNİNE yakıştırarak, altında bulunan çıkarlarının elde etme yolların, meşru halde sunarak şiddet eylemlerini uygulamaktadırlar.
Orta Asyanın stratejik merkezi olan Afganistan, Radikal İslamcıların terörü var denilerek işgal edildi.
Ve Ortadoğunun GİRİŞ KAPISI, yeraltı kaynaklar zengini, 1902 yılında belirtildiği gibi Basra Körfezinin önemi, Körfez ülkelerine hâkimiyet, İranın kontrolü ve hepsinden önemlisi İsrailin güvencesi, Irakı da Kimyasal Silah bahane edilerek 1991 yılında başlayan işgal 2003te tamamlanır.
KERKÜK bu Kapının Kilididir.
Bugünkü savaşın, tartışmanın merkezi halindedir. Ateş içersinde, her an patlamaya hazır. Barzaninin Iraka dönüşünden beri, hele 1. Mart Tezkeresi ret edildikten ve Kürtler ABDnin stratejik MÜTTEFİKİ haline geldikten sonra, her gün korkmadan, yasa tanımaz durumlarını devam ettirmektedirler.
Kerkük, 2003 yılından beri tam olarak Kürt işgali altındadır. Irakta bulunan, BMler temsilcisinin yanlı önerileri, verdiği raporlarının çözümü içersinde TÜRKLERİN yaşadığı bölgeler, 1924 yılından itibaren, MUSUL Vilayetine gelen Tahkikat Komisyonun O tarihte de verdiği Raporunda İHTİLAFLI Bölge olarak Çözüm bekliyor!
Bu Kilidi AÇAN ANAHTAR kimin elinde olursa ve KAPIYI açarsa, SEVR de gerçekleşmeyen, BOP inde istenilen ve bugün adım, adım ilerleyen, Türkiye gündemine oturan;
Küresel değişimlerin, Orta Doğudaki bölgesel dengelerin ve Türkiyedeki güç odaklarının anlayış birliğinin tarihi bir fırsat olduğu VE çözüm için hiç bu kadar umut olmamıştı. Ben çok ( Sayın Cumhurbaşkanım) ümitliyim. Çünkü 10 senedir devlet sisteminin içindeyim, hiçbir dönemde olmadığı kadar sivil, asker, devletin bütün kurumları arasında tam bir uyum var.
Bu umut dolu sözlerden, Kürt, Büyük Kürdistan gerçekleşir mi? Türkiye Özalın ima ettiği gibi Federasyona mı hazırlanıyor, çok iyi şeyler olacak müjdesinden sonra.
ABDnin elinde olan bu anahtar, çekildim, Iraktan çekileceğim, eğer çekilirse, Irak Merkezi Hükümetine vermeyeceği belli, çünkü Kerkük konusunu çözmeden çekilirsem, Irak kaos ortamına girer demektedirler. Böyle olunca ANAHTAR Stratejik müttefike ve Yerel Yönetim bölgesinin kalkınan halkına verilir.
Türkiye de demokratik açılım İYİ şeylerin olacağını müjdesi, ister Kürt, ister Terör ister Güneydoğu olsun, bunların hepsi bir olduğuna göre Kürtlere Irakta olduğu gibi, verilmeye mecbur olunan Hakların ve Ortaklığın hepsi verilecek ve Türkiye ABDden sonra HAMİLİK görevini İnsanlık ve Demokrasi aşkına yerine getirecek.
Türkiyeden istenilen bu olmalıdır, PKK. Masaya oturarak teslim olacak. Barzani, bir Kürt KEDİSİNİ teslim etmem diyen Türk dostu Irak Cumhurbaşkanı PKK yi istemiyoruz, silahı bıraksın, siyasi çözüm olsun.
Doğru yıllar önce Irakta olan bitenlerde ayni şekilde cereyan etti. Silah bırakıldı, hayır, silahların çoğu dem günüler için saklandı, Milliyetçi Arapların bütün tepki ve itirazlarına rağmen Kürtlere haklar verildi, verdirildi, Irakın geldiği duruma, Türk iyi bakmalı ve değerlendirmeli. Unutulmasın ki Bu vatanı Türkler korudu, Cumhuriyeti Türkler kurdu.
Ortadoğu Eş Başkanıyım, AB. Yolunun Diyarbakırdan geçer deyimler ve sahiplenenlere Türk Milleti, Türk gençleri, damarlarında ASİL TÜRK KANI taşıyanlar hazırlıklı olmalı, unutulmasın ki MİLLİ MÜCADELE VE İSTİKLAL SAVAŞINI DAMARLARINDA VE YÜREKLERİNDE ASİL KANI TAŞIYANLAR KAZANMIŞTIR.
Türkiye, Türk Milleti kendi milli çıkarları doğrultusunda, zamanı geçmeden, kesin önlemler almalı. Barzaninin uzantısını Güneydoğumuzdan ve her gün TV. Kanallarında boy gösterenler önlemeli.
Türklerin olan Türkiye ve Türk varlığına gerçek anlamda yaklaşmalı ve bu tehditlerin kesilme yolu Diyarbakırdan değil, İLK ADIM OLARAK HABUR KAPISININ KAPATILMASI ile atılmış olur.