NEFİ DEMİRCİ

nefidemirci@mynet.com

12.10.  2010

 

      Atatürk’ün Kastamonu’ ya gelişleri, Şapka ve Kıyafet inkılabının  85 .ci  yıl dönümünün kutlamalarına  ve  1997 yılından beri Türk Dünyası Günlerinin   14.cü etkinliklerine katıldık.  İntibalarımı ve panelde anlattıklarım:  

 

     14. TÜRK DÜNYASI GÜNLERİ

      İNTİBALARIM,  DUYGULARIM

 

            ULU ÖNDER ATATÜRK’ÜN KASTAMONU’DA ŞAPKA VE KIYAFET DEVRİMİ ile ayni günlerde kutlanan Türk Dünyası Günleri bizlere ayrı bir anlam büyük bir sevinç ve  mutluluk verdi.  Şahsi intibalarım kelimelerle tarifi mümkün değil.  Bugüne kadar bir çok yerde Türkiye’mizde  ve Türk Dünyasının pek çok yerinde kutlama ve konferanslara katıldığımız oldu,  KASTAMONU bir başka,  adı Türk Dünyası Günleri,  “ TÜRK “ , Birinci mutluluğum ileriye bakışım TÜRKÜN YÜCELİĞİ yönüne döndü ve umutlarım Türk Güneşinin hiç batmayacağı ve    “KARİBEN “  yalnız Türk Dünyasını değil bütün dünyayı aydınlatacağına inandım, inandım çünkü KASTAMONU’DA gördüm  ve yaşadım,  TÜRK BAYRAKLARI ALTINDA KASTAMONLULARIN SEMAVİ AYYILDIZLI BAYRAKLARIMIZIN altında  coşkulu imanlı sevinçlerini yaşadım.  ULU ÖNDERİN nefesini teneffüs ettim.

            İkinci mutluluğuma  İNEBOLU’DA erdim,  Türk Ocaklarındaki ATATÜRK’ÜN HEYKELİ önünde.  Heykelinin yanında MANEVİ HUZURLARINDA his ettim,   ELLERİNİ ÖPMEK istedim, bana baktı ELİMİ KERKÜKTE ÖPERSİNİZ dediler, kendime geldim bir adım arkalarında resmimi çeken arkadaşa baktım,  birde ULU ÖNDERİN yüzlerine,  geliniz görünüz bugünkü halımızı,  KERKÜK’TE  O MÜBAREK elleriniz öpmek isteyenlerin hali pürmelallerini ! 

            Üçüncü sevinç ve mutluluğum,  İnebolu da  ziyaret ettiğimiz Deniz Kuvvetlerine ait Harp Gemisi ( Firkateyn  ) ,  Askerlerin yani BAHRİYELİLERİN bizleri karşılamalarındaki nezaket,  saygılı davranışları,  bilgilendirme yetenekleri,   KOMUTAN ve diğer erkanın ali cenaplıkları,   kendimi onların karşısında bu ülkenin altını kazanlar ve kazmak isteyenler, hıyanet içinde çift bayrak isteyenler gelin Türk Komutanlarını  görün ve şanlı SEMAVİ BAYRAGIMIZIN gölgesinde şefaat dileyin,  dileyin ki TÜRK MİLLETİ sizleri af etsi                      

                  TARİHİ SEYIR İÇİNDE  IRAK’IN İŞGALI, BÖLÜNMESİ,  BUNDAN ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERSLER VE  TÜRKMENLER:

            Başlıklar altında , IRAK , 1.  Dünya savaşında nasıl işgal edildi ve IRAK  Devleti nasıl kuruldu ve bugünkü duruma nasıl geldi,  Türkiye’mizin Irak’ın İKİ hatta  ÜÇE  nasıl hangi siyasi emeller karşılığında bölündüğünü,  bu değişiklikten ders ve tedbirler alması gerekirken,  siyasilerimiz  ve bizi yönetenler,  üç- beş çapulcu diyerek  Türklüğümüzün tartışma konusuna nasıl geldiğini,  etnik ve mezhepsel ayrışmaya  AÇILDIĞIMIZI kısaca  bilgilendirmeye çalışacağım. 

            Öldürülmeden önce Sadrazam Mahmut Şevket Paşa,  1913 yılında KUVEYTİ karşılıksız İngilizlere verir. Basra körfezinde bulunan İngiliz donanması  Kuveyt’te ikmal ve gelecek için hazırlıklarını  yapar. Basra Körfezinde Hindistan ticaret yolunu koruyan İngiliz donanması bu sayada limana kavuşur.

 1914  Ağustos  ayında  başlayan 1. Dünya savaşından kısa bir süre sonra Kuveyt’te konuşlanan İngiliz birlikleri Basra- Fav- ve önemli stratejik liman olan KURNA’YI tek kurşun atılmadan  5 Kasım 1914’te işgal eder.    1914 – 1915 arasında İngiliz kuvvetleri  Bağdada doğru ilerler,  bu arada bir çok Arap aşiretleri  Müslüman Osmanlı ordusuna karşı İngilizlerin yanında yer alır ve savaşır .

Nisan 1915’te  “ ŞUAYBE” mevkiinde Türk ordusu yenilir,  yaralı Komutan Süleyman Askeri yenilgiyi Türk askerine yakıştırmadığı ve Arapların hıyanetine uğradığının üzüntüsü içersinde  intihar edecektir.

9  Mayıs 1916 tarihinde “ ı.ci Dünya Savaşı sırasında” İngiltere ve Fransa arasında,  Osmanlı Devletinin  topraklarının paylaşımını öngören  SAYKIS PICOT Antlaşması gizli olarak bu iki devlet arasında imzalanır.

29 Nisan 1916 de Çanakkale zaferinden sonra   “ Kutul- amara’da   İngilizler yenilir ve General “ Tawsınd “   33 Bin Asker ve 500’e  yakın İngiliz generali  ve subayı ile  esir olur.  Ve  1918 yılında Mondros Mütarekesinin imzalanmasında etkin rol alacaktır.   Bu zaferden sonra  Osmanlı ordusundan  bazı birliklerin  diğer yerlere kaydırılması ve Hindistan’dan takviye alan İngilizler tekrar saldırıya geçer,  üstünlüğü sağlar ve 11  Mart  1917 yılında Bağdada girer, Türk birlikleri Hemrin dağlarına ( tepeciklerine) çekilir. 

 Kafkaslardan gelen Ali İhsan Paşa komutasındaki V1 Ordu Musul’a çekilecektir. İngilizler Bağdat’tan sonra Musul vilayet merkezi dışında bulunan  (Kerkük- Süleymaniye – Erbil----)  bölgeleri işgal eder.

24. 4. 1918 “Kifri,  29. 4. 1918 Tuzhurmatu ve 25. 10 1918 Kerkük 2.ci defa İngilizler tarafından işgal edilir.  Bölgede artık Türk askeri yok.

30. 10. 1918 tarihinde  13  BİN mevcutlu Yarbay İsmail Hakkı Bey komutasında bulunan “ DİCLE GRUBU” Mondros Mütarekesinin imzalandığı gün teslim   olur.  Böylece Musul vilayetinin kaybının ilk adımları atılmış olur.

30 Ekim 1918 yılında Mondros mütarekesi imzalanır. Ve 31 Ekim 1918 yılında yürürlüğe girer.

8  Kasım 1918 yılında Ali İhsan Paşa her hangi bir mukavemet göstermeden Musul’u İstanbul’dan aldığı emre uyarak  terk eder,  Nusaybin’e üstelikte İngilizlerden koruma ve yardım isteyerek gider, oradan İstanbul’a ve İstanbul’da TRENDEN iner inmez tutuklanır Malta’ya  gönderilir,  Ali İhsan Paşanın Musul’u terk etmesi Musul Vilayetinin kaybının önemli bir adımıdır.

Ve Mütarekenin 7.ci Maddesi öne sürülerek Musul vilayet merkezi ve daha sonraki günlerde de İstanbul İngilizler tarafından işgal edilir.

1919 yılında İstanbul’da Milli Mücadeleye karşı ve İngilizlerden alınan Kürdistan kurulma vaadi karşılığında  Kürt Teali Cemiyeti kurulur, cemiyeti kuranlar ( İngiliz  ve Damat Ferit Paşanın teşvik ve yardımları ile)  arasında : Saidi Nürsi( Said’i Kürdi) , Şükrü Baban, Dr. Şükrü Sekban, Seyit Abdullah gibi İngilizlerle iş birliği yapan Kürtçüler.

1920 yılında Ali Şen ve Haydar bey Koçgiri isyanını  başlatırlar, amaçları ve  istekleri  Milli Mücadeleyi zayıflatmak, önlemek ve  İngilizlerin verdiği söz ve yardımıyla  Muhtar bir Kürdistan kurmaktır.

Yine 1920 yılında Adana Fransızlar tarafından işgal edilirken Molla Mustafa Barzani  200 silahlı adamı ile Fransızlara yardıma koşacaktır.( Musul’un Siyasi Tarihi- N.D.).  Ve yine 1920 yılında Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilirken askerlikten kaçan ve Yunan ordusuna katılan Kürtler bulunmaktadır.

1920, İngilizlere karşı Necef’ten başlayarak Irak’ın bir çok bölgesine yayılan ve en şiddetlisi de Telaferde devam eden SİLAHLI DİRENİŞ başlar, KAÇA KAÇ olarak tarihe geçen Telafer direnişini İngilizler uçaklarla şehri ve Kaça- kaç dağlarını bombalayarak çok kanlı olarak  bastırır.  Daha sonra kurulan Irak Krallığı TÜRK Telaferlilerden bu direnişin acısın, intikamını,  şehri  okulsuz, hastanesiz,  susuz, elektriksiz, yolsuz,  alt yapısız  bırakılarak  çıkaracaktır ve bu durumlar bugüne kadar devam etmektedir.  

13.  6.  1921   tarihinde Çerçil ( Churchil)  L. Curzona yazdığı mektupta; Musul Vilayetinde ( O tarihlerde  Musul Vilayeti  Misakı Milli hudutlarımız içindedir ve yasal olarak Türkiye’ye aittir) Türkler ve Araplar arasında bir Kürt bölgesinin ortay çıkartılmasını ister. Böylece i  sömürgeci devletler tarafından  İLK OLARAK KÜRT TANIMI ORTAYA ATILMIŞ VE DİLE GETİRİLMİŞ OLUR.    O tarihlerde Musul Vilayeti daha Irak’a bırakılmamış,   1926 yılında  Musul vilayeti Irak’a bırakıldıktan sonra  coğrafi taksimatta Irak’ın KUZEYİ ş olarak  tanımlanacaktır.  Ve  bugün  bölgede,  yani Irak’ın kuzeyinde federe Kürt devleti kurulma aşamasına gelmiş,  Irak’ın Kuzeyi yerine Kuzey Irak, hatta oluşmakta olan oluşumun adı ile  tanımlanmakta,  bu şekilde  BOP projesinin uygulanması gerçekleşmiştir.        

Bütün bu örnekler gösteriyor ki Milli Mücadelemizde Kürtler iddia edildiği gibi yanımızda değil,  karşımızda ve  düşmanlarımızla birlikte olmuşlar. Cumhuriyetimiz Yüce Atatürk’ ün  dedikleri gibi “  damarlarında asil kan bulunanlar”   Kurtuluş  savaşını  kazanmış,  kendi adını vermiş,  Türk Cumhuriyetini  kurmuştur.

24  Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalanır ve Musul vilayeti ( ihtilaflı bölge olarak, ki bu ihtilaf bugüne kadar devam etmektedir, hala Irak’ta bir sorun olarak çözüm beklemektedir)  antlaşmanın dışında bırakılır,  10 ay içersinde Türkiye ve İngiltere arasında çözülmezse konu BM’LERE götürülecek.

Konu,  yanlı olan BM’lere intikal eder ve karar  Türkiye aleyhinde verilir, Musul Vilayeti kayıp edilir.

Bugün BM’lerin gelmesini ve Türkiye’deki bölücülerin ( PKK) silahlarının onların gözetiminde veya onlara teslim edilmesini isteyenlere  bu tarihi gerçekleri hatırlatmak isterim, ayni zamanda Ekim Ayında Irak’ta yapılması kararlaştırılan ve ertelenen Nüfus sayımının bazı Türkmenler tarafından BM’lerin gözetimde yapılmasını  istemelerini  yanlı ve taraflı olan BM’lere güvenerek hataya düşmemelerini temenni ederim.      

Musul konusu Lozan Konferansında ve ondan sonrada bütün sıcaklığı ile devam ederken, isyanların ardı arkası kesilmez, bunlardan  7  Ağustos  1924,  NESTURİ  isyanı,  bir kısım  Kürtleri  bu isyana da görmekteyiz.   İsyanın bastırılması Cafer Tayyar Eğilmezin komutasında olan  V11  Kolordu komutanı Cevat Çobanlıya verilir,  isyan bastırılır ve Atatürk’ten aldığı direktif ile Musul’a girer,  halk tarafından çok büyük coşku ile karşılanır,  halk Türk askerini görmekle adete bayram eder.  Ama ne yazık ki genç Cumhuriyetimiz   itilaf devletlerinin  şiddetli tepkisi karşısında Cevat Çobanlı Musul’dan çekilmek zorunda kalacaktır.   Ne tesadüf dır ki ayni tarihlerde Kerkük’te paralı İngiliz askerleri tarafından ( Asuri, Ermeni) ilk katliam girişimine kalkışılır.  

19 Mayıs  1924,  Haliç konferansı toplanır,  bu konferansta  Fethi Bey Türkiye’yi temsil etmektedir.   Başarısız olan bu konferans Musul Vilayetinin kaderinin son çırpınışı olur,  çünkü yanlı ve İngilizlerin söz sahibi oldukları BM’LERE konu havale edilir ve sonuç BM’lerin,  Tahkikat Komisyonun kararı,   Musul’un kaybı.

1925 yılında  Şeyh  Sait isyanı çıkar,  bu isyan Musul vilayetinin terk edilmesine neden olan en büyük amildir.  Ve Kürtler bu isyanları ile Misakı Milli sınırlarımız içinde kabul ettiğimiz topraklarımızın bölünmesine ve o topraklarda bulunan   yer altı kaynaklarımızın dünün sömürgecileri bugünü işgalcilerinin eline geçmesine yardım etmişler,  neden olmuşlar ve hale  Vatanımızın  kurulmasında hak iddia etmektedirler.  Ve düşündürücüdür ki,  Musul Vilayetinin Türkiye yerine daha zayıf ve bölünmesi  daha kolay olan yapay olarak kurulan Irak Krallığına vermenin daha sonraları parçalanması,  bölgede  Kürt devletinin kurulması ve yer altı kaynaklara sahip olma ayni zamanda  İsrail’in güvencesi düşünülmüş olabilir mi?  Neden olmasın!   Bugün  Irak parçalanmış,  Kürt,  devlet olma yolunda son aşamaya gelmiş ve İsrail,  İsrail Ortadoğu da bütün komşularına meydan okumakta,  Gazze  olayları unutulmadı!   ( Yüce Önder bunları görmüş olmalı ki -  Detaylı olarak “ Musul’un Siyasi Tarihi- kitabımızda yazmaya çalıştık. N.D. )

                                         VE

1926 Ankara Antlaşması,  bu antlaşmada Musul artık Manda yönetimi altında bulunan Irak’a terk edilir,   tartışması zaman,  zaman,   gündeme gelen bu antlaşmada,  Türk varlığı ( Türkmenler )  her hangi bir taahhüt’ de bağlanmadan tek edilmiştir.  Bugün bunun acı gerçeğini Türkmenler çok pahalı ödemektedirler  ve Türkiye’nin gündemine   Özerklik  ve  büyük bileşik Kürdistan tartışmalarının  yolu pürüzlüde olsa açılmıştır.  Uzağı gören  YÜCE İnsanı bizi yönetenler dinlemedi,  anlamadı,  hele ben Iraklıyım diyen Araplar kendi elleriyle  İşgalcilerle  iş birliği yapıp kendi devletlerini bölmelerine ne demeli,  kan göz yaşı içinde, bir yandan etnik temele dayanan bölünme, diğer yandan mezhepsel bölünmüşlük içersinde olanlar,   Kültürlü,  Devlet geleneği,  toprağına bağlı, yönetin deneyimi olan Türkmenleri dinlememektedirler,  dinlemiyorlar!  Ve Türkiye Açılımın açılmasından sonra adete çizilmiş olan bu yol haritası içersinde “ neye mal olursa olsun”  zihniyeti ile Erbil, ABD ve Suriye arasında Kırmızı Çizgilerinin silinmesinden ders almadan yürümektedir.    

1932 yılına gelindiğinde,  Türkiye Cumhuriyeti ve Irak Krallığı BM’lerin üyeleridir.  İyi komşuluk ilişkileri içersinde eski  Musul Vilayetinde kalan Türk varlığı kendi kaderi ile baş başa,  Türklük düşmanı İngiliz ve Krallık rejimlerinden sonra Kasım, Saddam ve bugünkülerin insafına kalmış,   varlık mücadelesi içinde o günden bugüne çok büyük kayıplar vererek devam etmektedir, azimli geleneğine bağlı ve  yine yalnız, manen Türkiye’ye bağlı,  anavatan hasreti içersinde çiçekleri sermek için yolları beklemekte!  

  

            Tarihi seyri kısaca takip edelim :

1944 – 1945 Yıllarında Irak’ın genelinde özelliklede Erbil ve  Kerkük’te öğrenci gösterileri  başlar, bir yanda  hürriyet, demokrasi,  eşitlik, diğer yanda din elden gidiyor, İslami ve şeriat isteyenler.  ( Kürtler- komünistler demokrasi,  din elden gidiyor diyenler Müslüman Kardeşler, tekke, şeyhler……..)  Ve sonunda bakılır ki her iki kesim birleşir ve içinden Kürtçülük çıkar, Kürt  hakları federasyon istekleri,  bugün Türkiye’de olduğu gibi  ve Irak’ın gündemine oturur,  zamanla  küllenir ama sönmez ve yeri geldiğinde bugünkü bölünmüş Irak çıkacaktır. Türkiye’mizde da ayni olayların cereyan ettiğine,  oyunların oynandığına düne kadar üstü kapalı,  AÇILIMDAN sonrada aşikar ve aleni bir şekilde istemesine  şahit olmaktayız,   TV. Lerde tartışmalar,  Müslüman değil “İSLAMİ” Osmanlıcılık ve bütün çıplaklığı ile “ Demokratik Özerklik” Ve sonuç Irak’a benzer bir yönetim! Federasyon veya yerel yönetim ve İKİ DİLLİ Merkezi Hükümete anayasal güvence ile ortaklık ve İKİ bayrak.

   Irak’ın genelinde 1957 yılında ve bugüne kadar tartışması süren etnik temele dayanan  NÜFUS sayımı yapılır.  Sonuçları ortalama bir yıl sonra açıklanır.  Bu sayımla ilgili  yaptığımız araştırmalardan edindiğimiz bilgilere dayanarak Türklerin Nüfusu genel Irak Nüfusuna göre  % 13-14,  1957 yılında Irak’ın genel nüfusu ortalama 6.500.000 civarında olduğu ve bunların ortalama 500.000 Türk,  Kürtlerin Nüfusu % 18 civarında olduğu Irak Nüfus Müdürlüğü tarafından açıklanmış.  Bugün itibarıyla Irak’ın Nüfusu son  SEÇİMDE  32 Milyon olarak belirlendiğine bakılırsa, artış BEŞ KAT,  Türkmenler eğer ÜÇMADILARSA onlarında sayıları en az 2. 500- 3 Milyon olmalarından daha çok olarak  beklenir.       

1958 de Irak’ta beklenmedik General Kasım tarafından kanlı bir ihtilal olur,  ihtilaldan  kısa süre sonra 1946’da Irak’la kanlı çatışmalardan sonra  Rusya’ya sığınan   Molla Mustafa Barzani KASIM tarafından AF edilir ve Irak’a döner,  eli kanlı yıllarca Irak ordusu ile çarpışanı  KASIM  niçin, neden AF ederek Irak’a davet eder. Abdulla  Öcalan,  zamanın Başbakanı Merhum Ecevit; ABD’nin  niçin Öcalan’ı teslim ettiğini bilmediğini gazetelerde verdikleri demeçlerden okumuştuk,  Barzani ve adamları af edilerek Irak’a dönmeleri,  Öcalan’ın getirtilmesi ayni amaç için midi?  Barzani’nin  Peşmergeleri,  Öcalan’ın  PKK’ları,  Büyük Kürdistan yolunda ABD, AB ve İsrail  siyasilerimizi tıpkı KASIMI ve daha sonra SADDAMI  kullandıkları ve yönettikleri gibi   kullanmakta mıdırlar ?   

     Bilindiği  gibi:

1959 yılında,  14 Temmuzda, Molla Mustafa’nın tezgahladığı ve bilfiil katıldığı Kerkük soy kırımı yapılır,  bu çok önemli soy kırımın nedenleri, niçinler’ i   üzerinde durulmaz,  Irak’ın aydınları da  durmaz,  bugün parçalanmış bir Irak, Türkiye  BAĞDAT PAKTINDA olmasına rağmen Hükümet  konu üzerinde ciddi olarak durmaz, bugün bütün çıplaklığı ile Türkiye’de son siyasi ve tartışılan Coğrafi durum ortada,  yükselen Kürtçülük  Özerklik istemi,  İKİ bayrak ve İki Dil ve  savcıların,  adaletin suskunluğu.   Türkmenlere gelince onlar  bir süre düşündüler, desteksiz kalınca bocalayıp durdular,  verilen Kırmızı Çizgi sözlerine kanarak, efendilik içinde çözüm önerilerini dinleyip  bugünkü Hal-ı pür melal içine girdiler.

 29 Nisan 1964 yılında Irak  anayasasında bazı  düzenlemeler yapılır ve  azınlıklara bazı haklar tanınır; “ Azınlıklar Irak vatandaşları gibi her türlü haklardan yararlanırlar-  Türkler azınlık olarak kabul edilmez ve her hangi Kültürel veya siyasi hak verilmez- azınlıklar Ermeni Asuri Keldani ve Yahudiler-  

16 Temmuz 1970 yılında Saddam  Türklere bazı kültürel haklar verir,  ve 24 OCAK 1970 yılında Kültürel hakların verildiği açıklanır.   Tam anlamıyla uygulanamaz, sürgünler tutuklamalardan sonrada   kaldırılacaktır. 

  Kürtlerin artan isyanları ve kan dökmeleri karşısında,   16 Temmuz 1970 yılında yürürlüğe giren Irak anayasasında  Kürtlere bir nevi özerklik hakkı verilir,   yeni Irak Anayasasında :  “  Irak toplumu Kürt ve Araplardan oluşur,  azınlıklar  yasal haklara sahiptir”.   Türkler yine göz ardı edilmiş anayasal her hangi hak tanınmamış.    Kürtler verilen bu haklara razı olmaz,   KERKÜK’Ü  bugün olduğu gibi isterler, verilmez,  ABD’nin İran üzerinde desteği ile isyana devam ederler ve kan dökmeleri 1975 yılına kadar sürecektir.  Cezayir antlaşmasından sonra İran yardımı keser, Molla Mustafa ABD.YE  sığınır ve orada vefat eder. 

29 OCAK 1976  Tarih     ve     41 sayılı Irak  hükümetinin  kararı ile Kerkük’ün adı El-             Temim olarak değiştirilir. Ne tesadüftür  ki Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı  Çağlayangil   o gün Kerkük’tedir!                       

 1980  yıllarına geldiğimizde  22  EYLUL’ da   İran- Irak savaşı,  Ayni yılın Ocak ayında Saddam Türkiye’ye meydan okuyarak Türkmen Lider kadrosunun idam eder.   Türkiye’nin bu gelişmeler karşısında suskunluğu veya hadiseleri politik laflarla geçiştirmesi,  Türk varlığını yürekten incitmiştir.

25 Temmuz 1990,  ABD. Büyük elçisi Abril Glasbi  Saddam ile görüşür ve  görüşmeden sonra Irak’tan ayrılır.  Görüşme hakkında her hangi bilgi verilmez, haberlere bakılırsa  Irak’ın içişlerine karışmayacaklarını ifade etmiş olmasıdır.    Kuveyt  işgal edildikten sonraki gelişmelerde SUNİ OLARAK başlatılan,  başlayan GÖÇ  ve  Çekiç Güç sayasında Irak ikiye bölünmüş Kuzey bölgesinin  temelleri atılmış,  altyapısı tamamlanmış  ve Kürt devleti kurulmuş.    Doğrudan doğruya Türkiye’yi ilgilendiren bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin  ABD’nin yanında yer almak istediği düşündürücüdür.

2  Ağustos 1990   ABD’nin bilgisi dahilinde Irak Kuvvetleri Kuveyt’i işgal eder ( Mahmut Şevket Paşa Kuveyt’i İngilizlere vermiş ve Irak oradan hareket eden İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmiş).  ABD. Kuveyt’i  bahane ederek Irak  işgal edilecek,   ne tesadüftür ki 1.ci dünya  ve Körfez savaşlarında Kuveyt Irak’ın işgaline zemin hazırlamıştır!  

Irak’a Uygulanan ambargodan yararlanan ve ABD’den aldıkları destekle Kürt peşmergeler Kerkük’te Tapu, Nüfus dairelerini yağmalar yakar, şehirde terör estirir, talan eder. Saddam kuvvetleri Kerkük’ü Kürtlerden temizlemek için Kerkük’e doğru ilerler ve geçtiği Tuzhurmatuda pek çok sivil Türkü  sebepsiz  yere sırf Türk oldukları için kurşuna dizer, Kerkük’te bulunan Kürtler ve bir çok Türk aileleri korkudan Erbile doğru kaçar,  Saddamın askerleri  Erbile doğru ilerler Altunköprüden geçerken de 100 den fazla çocuk  ihtiyar demeden Türk’ü kurşuna dizer ve derelere atar .  İşte bu şekilde suni olarak başlatılan Göç ( Mart 1991)  başlar  ve bu insanlar Türkiye’ye sığınır, Türkiye’nin önerisi ile  BM.ler davet  edilir,   Çekiç Güç,  Güvenli Bölge  ve bugünkü Kürt sınırları çizilir  ve    2003 yılına kadar da Saddam dan korunmuştur.   Türkiye’nin büyük ve etkin katkısı ile bütün alt yapısı da  tamamlanmış.  Türkmenler, Türk toprakları olan ve Kürtlere hediye edilen,  Kürtleşmesi sağlanan “ Erbil” hariç,   Güvenli Bölge dışında tutulmuş,  Saddamın insafına bırakılmış ve inanılmaz baskılar altında Baas partisi tarafından eritilmeye çalışılmış,  Dünya Kamu oyu ve Türkiye’nin gözleri önünde  Türk varlığı kayıplara uğratılmış,  göçe zorlanmış, mecburi göçe tabi tutulmuş, arazileri kamulaştırılmış  Araplara verilmiş,  çölden getirilen Araplar Türk şehirlerinde  yerleştirilmiş, onlara iş verilmiş,  Araplaştırmak için her çeşit yol denenmiş, Kale yıkılmış Türk eserleri yok edilmiş,  bugüne baktığımızda Arapların yaptığını Kürtler yapmakta bu seferde dağdan gelenler Kerkük ve Türk topraklarına zorla yerleşmektedirler.   Türkiye ve Dünya Kamu oyu işlenen  bu insanlık suçları karşısında suskun.  Yapılan baş vurular cevapsız.   

2003 Yılında  ABD  9 Nisanda Bağdadı işgal eder,  10 Nisanda ABD’nin BİR MART  TEZKERESİNİN reddinden sonra  stratejik müttefiki haline gelen  Kürtler ABD’DEN ÖNCE  Kerkük’e girer yine 1990 yılında olduğu  gibi Tapu,  Nüfus ve Arşiv dairlerini yağmalar, yakar, kayıtları siler yok eder,  Kerkük’ü  işgal eder, Türkiye’nin Kırmızı çizgileri morarır,   çuvaldan sonrada kararacaktır.  Kürt işgali ve göçü  bugüne kadar devam etmektedir. 

BİR MART tezkeresi RET edildi, biz kabul edilmesini,  milli çıkarlarımız ve Türkmen varlığı için elzem olduğunu görenlerdeniz,  daha sonra YIRMI MART TEZKERESİNE ne demeli.  Bütün bunlar bugünlerimizi hazırlamak için midi? PKK. Azdı, Türkiye de Kürtler gündeme oturdu,  Kürt devleti kuruldu ve Türkmenler yok olmakla karşı karşıya!

 

Irak’ta ve Özellikle Kerkük’te, Türkmenelinde bugünkü durum ve vaziyete baktığımızda:

1, Türkiye siyasi sahadan silinmiş,  PKK’ya karşı kendi evini koruyamayan Irak Merkezi hükümetinden ve Bir Kürt KEDİSİNİ vermem diyen Talabani ve KAK ” Ağabey” Barzaniden yardım isteniliyor,  Kürt, Kürde karşı savaşmaz diyorlar, yo sen benim kardeşimsin gel beraber  senin gibi yıllar önce Irak’ta   Özerklik isteyen Peşmergeyle beraber,  PKK’ya karşı birlik içersinde olalım diyorsun ve Ticaretin dışında bir şey düşünmeden Anavatanın bugünkü AÇILIMININ nelere mal olacağını bilerek veya bilmeyerek  Kürtler üzerinden sıfır problem politika yürütüyorsun.   

2. Türkmenler açık ifade edersem istenilen varlık gösteremediler,  Türkiye’nin takip ettiği politikanın bu konuda etkisi oldu mu? Tartışılacak ve düşünülecek bir konu.  Türkmenlerin kendi varlıklarının korunmasında ve Irak’ın siyasetinde yer alamamalarının sebeplerinin kusuru,   Türkiye’nin takip ettiği politikaların yanında Türkmenlerin kusuru büyüktür,  ileriye dönük korunacak bir siyaset ve amaç etrafında toparlanılmadı. Silahsız Efendiliği ne Türkiye dinler nede başkası!    

Seçime yanlış bir hesap sonucu kendi kimlikleri ile girmemeleri,  kendi kimliklerini kendi elleri ile zaafa uğrattılar,  yarın nüfus sayımı,  arkasından yerel yönetim seçimi ve ihtilaflı bölge olan Türkmeneli  coğrafyasının kaderi belli olacak,  vermem, etmem hangi kuvvet  veya neye dayanarak vermem, istemem demekle olmaz. 

Türkiye’nin ticari zihniyeti,  Kürtler üzerinden,  genelde Irak, özelde Türkmen politikası,  bütün kesimlere ayni mesafe, ama Kürt bölgelerinde bulunan İŞ adamlarının yatırımları devam ediyor  ve her gün nereden geldiği bilinmez ve inanılmaz para karşılığı Kürtlerin ticarette gizlenen veya örtülü olarak  istekleri bitmiyor.

3. Nüfus Sayımı  kesinlikle YAPILMAMALI.   Türkmeneli toprakları işgal altında,  800 Bin olan Kerkük Nüfusu 1.600.000,  2003 yılından sonra gelen Kürtler,  bütün idari makamlar  ellerinde olduğuna göre sallana,  sallana her istediklerini önlerine konulan ABD’nin programına uyarak uygulamaktadırlar,  kaldı ki hale Başbakan olan zat sayımın yapılmasını istiyor ve bütün şartların hazır olduğunu söylüyor.  NEDEN ACABA? .   İşgal altında ve her gün onlarca insanın öldüğü bir ülkede daha Hükümet kurulmamış,  Kürt bölgesinin dışında yönetim yok,  asayiş yok sadece laf ve yersiz tartışma sayım yapmanın neyin nesi.   Sayım ve arkasından gelecek olan YEREL YÖNETİN SEÇİMİ, gün gibi aşikardır ki SİYASİDİR VE SİYASİ AMAÇ TAŞIMAKTADIR.   Bölünmüş olan Irak’ın Kuzeyini bir an önce EKOMOMİK refaha kavuşturmak ve ABD’nin çıkarlarını korumaktır.  Ortada dönen oyunları iyi gören Türkmenler bu SAYIMI onun için istememektedirler,  YAPILMAMASI İÇİN her çareye, her kapıya baş vurmaktadırlar.  Türkiye ve Siyasi iktidarı Gazze’de olduğu gibi Kerkük’te Telaferde’de  görmek istiyorlar.  Şakası yok  uygulama  yanlı ve SİYASİ AMAÇ  taşımaktadır,  Türkiye ağırlığını koymalı,  koymak zorundadır.  Kerkük giderse Türkiye AÇILIR,  Açılımı ortaya atan iktidar bunu çok ciddi olarak düşünmelidir. 

Sayım ve arkasından gelecek olan Seçim ERTRLRNME DEĞİL, ŞARTLAR UYGUN OLANA KADAR YAPILMAMALIDIR. Yapılmaması ne pahasına olursa olsun Araplarında işine geldiği gibi  ENGELLENMELİ.  Irakta gerçek bir hükümet, tarafsız Cumhurbaşkanı, asayiş ve hepsinden önemli “ 23 “ cü maddenin uygulanmasından sonra yapılması gerçek vatanperverlerin dileğidir.   140.cı maddeyi süresi ve geçerliliği geçmesine rağmen uygulanmasını isteyen TARAFSIZ! Cumhurbaşkanı,  neden meşruiyetini kayıp etmemiş 23.cü madenin uygulanmasını istememekte, gündeme getirmemekte, tarafsız Irak Cumhurbaşkanı olduğu için mi?  

Boykot etmenin tehlikeleri var, Bir kişi Türk olarak kendini YAZDIRIRSA kayda geçer,  kaldı ki kapıya gelen sayım memurlarından korkmak veya tehdit almayı düşünmek gerek,  Kerkük ABD,   MERKEZİ HÜKÜMETİN VE KÜRTLERİN denetimi veya işgali  altındadır.

    Sayımın ağırlık odağı KERKÜK’TIR,  yer altı  Kaynakları Kürtlere verme  ve Türkün  olan toprakları Kürtlere bağlama  ve TÜRK VARLIĞINI zaafa uğratma, yok etme  amacı taşımaktadır.  Arkasından ne gelir dersiniz? Bileşik ve Büyük bir yapı mı ?     

 

ABD Irak’ı ÜÇ amaç için işgal etti:

1.      Yer altı kaynaklara sahip olmak, Kerkük bu konuda ön planda gelir ve ABD’nin oralarını kendi gözetiminde yedi emine teslim etmeden oralardan yani ihtilaflı bölgelerden gitmez. Yedi emin BÖLÜNMEMİŞ Türkiye değil,  kurulmuş ve kurulacak  merkezi HAVLER olan   yapıdır.

 

2.     Kürt devletini kurmak,  Wilson zamanında kabul edilen ABD. projesidir.     Adı ilan edilmemiş Kürt devleti kurulmuş, Türkiye’de Özerklik tartışması bütün sıcaklığı ile Devletin  TV.lerinde  tartışılıyor,

3.     Peşmerge= PKK, onlarda = Talabani+ Barzani + Abdullah Öcalan ve Hepsinin isteği Wilson Prensiplerinde ön görülen ve istenilen Büyük Kürdistan.  İslami Kürtler ve aydınım diyenler dahi.  Bütün teşkilatlarının başında Kürdistan var: PKK= Kürdistan İşçi Partisi, KYP= Kürdistan Yurtseverler Partisi ve Kürdistan Barzani Partisi!

 

Tanrım şanlı Ordumun NEFESİNİ GÖZÜNÜ TÜRK MİLLETİNDEN, TÜRKİYEMDEN, ANADOLUDAN VE TÜRKMENELİNDEN EKSİK ETMESİN.