NEFİ DEMİRCİ
12.10. 2010

Atatürkün Kastamonu ya gelişleri, Şapka ve Kıyafet inkılabının 85 .ci yıl dönümünün kutlamalarına ve 1997 yılından beri Türk Dünyası Günlerinin 14.cü etkinliklerine katıldık. İntibalarımı ve panelde anlattıklarım:
14. TÜRK DÜNYASI GÜNLERİ
İNTİBALARIM, DUYGULARIM
ULU ÖNDER ATATÜRKÜN KASTAMONUDA ŞAPKA VE KIYAFET DEVRİMİ ile ayni günlerde kutlanan Türk Dünyası Günleri bizlere ayrı bir anlam büyük bir sevinç ve mutluluk verdi. Şahsi intibalarım kelimelerle tarifi mümkün değil. Bugüne kadar bir çok yerde Türkiyemizde ve Türk Dünyasının pek çok yerinde kutlama ve konferanslara katıldığımız oldu, KASTAMONU bir başka, adı Türk Dünyası Günleri, TÜRK , Birinci mutluluğum ileriye bakışım TÜRKÜN YÜCELİĞİ yönüne döndü ve umutlarım Türk Güneşinin hiç batmayacağı ve KARİBEN yalnız Türk Dünyasını değil bütün dünyayı aydınlatacağına inandım, inandım çünkü KASTAMONUDA gördüm ve yaşadım, TÜRK BAYRAKLARI ALTINDA KASTAMONLULARIN SEMAVİ AYYILDIZLI BAYRAKLARIMIZIN altında coşkulu imanlı sevinçlerini yaşadım. ULU ÖNDERİN nefesini teneffüs ettim.
İkinci mutluluğuma İNEBOLUDA erdim, Türk Ocaklarındaki ATATÜRKÜN HEYKELİ önünde. Heykelinin yanında MANEVİ HUZURLARINDA his ettim, ELLERİNİ ÖPMEK istedim, bana baktı ELİMİ KERKÜKTE ÖPERSİNİZ dediler, kendime geldim bir adım arkalarında resmimi çeken arkadaşa baktım, birde ULU ÖNDERİN yüzlerine, geliniz görünüz bugünkü halımızı, KERKÜKTE O MÜBAREK elleriniz öpmek isteyenlerin hali pürmelallerini !
Üçüncü sevinç ve mutluluğum, İnebolu da ziyaret ettiğimiz Deniz Kuvvetlerine ait Harp Gemisi ( Firkateyn ) , Askerlerin yani BAHRİYELİLERİN bizleri karşılamalarındaki nezaket, saygılı davranışları, bilgilendirme yetenekleri, KOMUTAN ve diğer erkanın ali cenaplıkları, kendimi onların karşısında bu ülkenin altını kazanlar ve kazmak isteyenler, hıyanet içinde çift bayrak isteyenler gelin Türk Komutanlarını görün ve şanlı SEMAVİ BAYRAGIMIZIN gölgesinde şefaat dileyin, dileyin ki TÜRK MİLLETİ sizleri af etsi
TARİHİ SEYIR İÇİNDE IRAKIN İŞGALI, BÖLÜNMESİ, BUNDAN ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERSLER VE TÜRKMENLER:
Başlıklar altında , IRAK , 1. Dünya savaşında nasıl işgal edildi ve IRAK Devleti nasıl kuruldu ve bugünkü duruma nasıl geldi, Türkiyemizin Irakın İKİ hatta ÜÇE nasıl hangi siyasi emeller karşılığında bölündüğünü, bu değişiklikten ders ve tedbirler alması gerekirken, siyasilerimiz ve bizi yönetenler, üç- beş çapulcu diyerek Türklüğümüzün tartışma konusuna nasıl geldiğini, etnik ve mezhepsel ayrışmaya AÇILDIĞIMIZI kısaca bilgilendirmeye çalışacağım.
Öldürülmeden önce Sadrazam Mahmut Şevket Paşa, 1913 yılında KUVEYTİ karşılıksız İngilizlere verir. Basra körfezinde bulunan İngiliz donanması Kuveytte ikmal ve gelecek için hazırlıklarını yapar. Basra Körfezinde Hindistan ticaret yolunu koruyan İngiliz donanması bu sayada limana kavuşur.
1914 Ağustos ayında başlayan 1. Dünya savaşından kısa bir süre sonra Kuveytte konuşlanan İngiliz birlikleri Basra- Fav- ve önemli stratejik liman olan KURNAYI tek kurşun atılmadan 5 Kasım 1914te işgal eder. 1914 1915 arasında İngiliz kuvvetleri Bağdada doğru ilerler, bu arada bir çok Arap aşiretleri Müslüman Osmanlı ordusuna karşı İngilizlerin yanında yer alır ve savaşır .
Nisan 1915te ŞUAYBE mevkiinde Türk ordusu yenilir, yaralı Komutan Süleyman Askeri yenilgiyi Türk askerine yakıştırmadığı ve Arapların hıyanetine uğradığının üzüntüsü içersinde intihar edecektir.
9 Mayıs 1916 tarihinde ı.ci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa arasında, Osmanlı Devletinin topraklarının paylaşımını öngören SAYKIS PICOT Antlaşması gizli olarak bu iki devlet arasında imzalanır.
29 Nisan 1916 de Çanakkale zaferinden sonra Kutul- amarada İngilizler yenilir ve General Tawsınd 33 Bin Asker ve 500e yakın İngiliz generali ve subayı ile esir olur. Ve 1918 yılında Mondros Mütarekesinin imzalanmasında etkin rol alacaktır. Bu zaferden sonra Osmanlı ordusundan bazı birliklerin diğer yerlere kaydırılması ve Hindistandan takviye alan İngilizler tekrar saldırıya geçer, üstünlüğü sağlar ve 11 Mart 1917 yılında Bağdada girer, Türk birlikleri Hemrin dağlarına ( tepeciklerine) çekilir.
Kafkaslardan gelen Ali İhsan Paşa komutasındaki V1 Ordu Musula çekilecektir. İngilizler Bağdattan sonra Musul vilayet merkezi dışında bulunan (Kerkük- Süleymaniye Erbil----) bölgeleri işgal eder.
24. 4. 1918 Kifri, 29. 4. 1918 Tuzhurmatu ve 25. 10 1918 Kerkük 2.ci defa İngilizler tarafından işgal edilir. Bölgede artık Türk askeri yok.
30. 10. 1918 tarihinde 13 BİN mevcutlu Yarbay İsmail Hakkı Bey komutasında bulunan DİCLE GRUBU Mondros Mütarekesinin imzalandığı gün teslim olur. Böylece Musul vilayetinin kaybının ilk adımları atılmış olur.
30 Ekim 1918 yılında Mondros mütarekesi imzalanır. Ve 31 Ekim 1918 yılında yürürlüğe girer.
8 Kasım 1918 yılında Ali İhsan Paşa her hangi bir mukavemet göstermeden Musulu İstanbuldan aldığı emre uyarak terk eder, Nusaybine üstelikte İngilizlerden koruma ve yardım isteyerek gider, oradan İstanbula ve İstanbulda TRENDEN iner inmez tutuklanır Maltaya gönderilir, Ali İhsan Paşanın Musulu terk etmesi Musul Vilayetinin kaybının önemli bir adımıdır.
Ve Mütarekenin 7.ci Maddesi öne sürülerek Musul vilayet merkezi ve daha sonraki günlerde de İstanbul İngilizler tarafından işgal edilir.
1919 yılında İstanbulda Milli Mücadeleye karşı ve İngilizlerden alınan Kürdistan kurulma vaadi karşılığında Kürt Teali Cemiyeti kurulur, cemiyeti kuranlar ( İngiliz ve Damat Ferit Paşanın teşvik ve yardımları ile) arasında : Saidi Nürsi( Saidi Kürdi) , Şükrü Baban, Dr. Şükrü Sekban, Seyit Abdullah gibi İngilizlerle iş birliği yapan Kürtçüler.
1920 yılında Ali Şen ve Haydar bey Koçgiri isyanını başlatırlar, amaçları ve istekleri Milli Mücadeleyi zayıflatmak, önlemek ve İngilizlerin verdiği söz ve yardımıyla Muhtar bir Kürdistan kurmaktır.
Yine 1920 yılında Adana Fransızlar tarafından işgal edilirken Molla Mustafa Barzani 200 silahlı adamı ile Fransızlara yardıma koşacaktır.( Musulun Siyasi Tarihi- N.D.). Ve yine 1920 yılında Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilirken askerlikten kaçan ve Yunan ordusuna katılan Kürtler bulunmaktadır.
1920, İngilizlere karşı Neceften başlayarak Irakın bir çok bölgesine yayılan ve en şiddetlisi de Telaferde devam eden SİLAHLI DİRENİŞ başlar, KAÇA KAÇ olarak tarihe geçen Telafer direnişini İngilizler uçaklarla şehri ve Kaça- kaç dağlarını bombalayarak çok kanlı olarak bastırır. Daha sonra kurulan Irak Krallığı TÜRK Telaferlilerden bu direnişin acısın, intikamını, şehri okulsuz, hastanesiz, susuz, elektriksiz, yolsuz, alt yapısız bırakılarak çıkaracaktır ve bu durumlar bugüne kadar devam etmektedir.
13. 6. 1921 tarihinde Çerçil ( Churchil) L. Curzona yazdığı mektupta; Musul Vilayetinde ( O tarihlerde Musul Vilayeti Misakı Milli hudutlarımız içindedir ve yasal olarak Türkiyeye aittir) Türkler ve Araplar arasında bir Kürt bölgesinin ortay çıkartılmasını ister. Böylece i sömürgeci devletler tarafından İLK OLARAK KÜRT TANIMI ORTAYA ATILMIŞ VE DİLE GETİRİLMİŞ OLUR. O tarihlerde Musul Vilayeti daha Iraka bırakılmamış, 1926 yılında Musul vilayeti Iraka bırakıldıktan sonra coğrafi taksimatta Irakın KUZEYİ ş olarak tanımlanacaktır. Ve bugün bölgede, yani Irakın kuzeyinde federe Kürt devleti kurulma aşamasına gelmiş, Irakın Kuzeyi yerine Kuzey Irak, hatta oluşmakta olan oluşumun adı ile tanımlanmakta, bu şekilde BOP projesinin uygulanması gerçekleşmiştir.
Bütün bu örnekler gösteriyor ki Milli Mücadelemizde Kürtler iddia edildiği gibi yanımızda değil, karşımızda ve düşmanlarımızla birlikte olmuşlar. Cumhuriyetimiz Yüce Atatürk ün dedikleri gibi damarlarında asil kan bulunanlar Kurtuluş savaşını kazanmış, kendi adını vermiş, Türk Cumhuriyetini kurmuştur.
24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalanır ve Musul vilayeti ( ihtilaflı bölge olarak, ki bu ihtilaf bugüne kadar devam etmektedir, hala Irakta bir sorun olarak çözüm beklemektedir) antlaşmanın dışında bırakılır, 10 ay içersinde Türkiye ve İngiltere arasında çözülmezse konu BMLERE götürülecek.
Konu, yanlı olan BMlere intikal eder ve karar Türkiye aleyhinde verilir, Musul Vilayeti kayıp edilir.
Bugün BMlerin gelmesini ve Türkiyedeki bölücülerin ( PKK) silahlarının onların gözetiminde veya onlara teslim edilmesini isteyenlere bu tarihi gerçekleri hatırlatmak isterim, ayni zamanda Ekim Ayında Irakta yapılması kararlaştırılan ve ertelenen Nüfus sayımının bazı Türkmenler tarafından BMlerin gözetimde yapılmasını istemelerini yanlı ve taraflı olan BMlere güvenerek hataya düşmemelerini temenni ederim.
Musul konusu Lozan Konferansında ve ondan sonrada bütün sıcaklığı ile devam ederken, isyanların ardı arkası kesilmez, bunlardan 7 Ağustos 1924, NESTURİ isyanı, bir kısım Kürtleri bu isyana da görmekteyiz. İsyanın bastırılması Cafer Tayyar Eğilmezin komutasında olan V11 Kolordu komutanı Cevat Çobanlıya verilir, isyan bastırılır ve Atatürkten aldığı direktif ile Musula girer, halk tarafından çok büyük coşku ile karşılanır, halk Türk askerini görmekle adete bayram eder. Ama ne yazık ki genç Cumhuriyetimiz itilaf devletlerinin şiddetli tepkisi karşısında Cevat Çobanlı Musuldan çekilmek zorunda kalacaktır. Ne tesadüf dır ki ayni tarihlerde Kerkükte paralı İngiliz askerleri tarafından ( Asuri, Ermeni) ilk katliam girişimine kalkışılır.
19 Mayıs 1924, Haliç konferansı toplanır, bu konferansta Fethi Bey Türkiyeyi temsil etmektedir. Başarısız olan bu konferans Musul Vilayetinin kaderinin son çırpınışı olur, çünkü yanlı ve İngilizlerin söz sahibi oldukları BMLERE konu havale edilir ve sonuç BMlerin, Tahkikat Komisyonun kararı, Musulun kaybı.
1925 yılında Şeyh Sait isyanı çıkar, bu isyan Musul vilayetinin terk edilmesine neden olan en büyük amildir. Ve Kürtler bu isyanları ile Misakı Milli sınırlarımız içinde kabul ettiğimiz topraklarımızın bölünmesine ve o topraklarda bulunan yer altı kaynaklarımızın dünün sömürgecileri bugünü işgalcilerinin eline geçmesine yardım etmişler, neden olmuşlar ve hale Vatanımızın kurulmasında hak iddia etmektedirler. Ve düşündürücüdür ki, Musul Vilayetinin Türkiye yerine daha zayıf ve bölünmesi daha kolay olan yapay olarak kurulan Irak Krallığına vermenin daha sonraları parçalanması, bölgede Kürt devletinin kurulması ve yer altı kaynaklara sahip olma ayni zamanda İsrailin güvencesi düşünülmüş olabilir mi? Neden olmasın! Bugün Irak parçalanmış, Kürt, devlet olma yolunda son aşamaya gelmiş ve İsrail, İsrail Ortadoğu da bütün komşularına meydan okumakta, Gazze olayları unutulmadı! ( Yüce Önder bunları görmüş olmalı ki - Detaylı olarak Musulun Siyasi Tarihi- kitabımızda yazmaya çalıştık. N.D. )
VE
1926 Ankara Antlaşması, bu antlaşmada Musul artık Manda yönetimi altında bulunan Iraka terk edilir, tartışması zaman, zaman, gündeme gelen bu antlaşmada, Türk varlığı ( Türkmenler ) her hangi bir taahhüt de bağlanmadan tek edilmiştir. Bugün bunun acı gerçeğini Türkmenler çok pahalı ödemektedirler ve Türkiyenin gündemine Özerklik ve büyük bileşik Kürdistan tartışmalarının yolu pürüzlüde olsa açılmıştır. Uzağı gören YÜCE İnsanı bizi yönetenler dinlemedi, anlamadı, hele ben Iraklıyım diyen Araplar kendi elleriyle İşgalcilerle iş birliği yapıp kendi devletlerini bölmelerine ne demeli, kan göz yaşı içinde, bir yandan etnik temele dayanan bölünme, diğer yandan mezhepsel bölünmüşlük içersinde olanlar, Kültürlü, Devlet geleneği, toprağına bağlı, yönetin deneyimi olan Türkmenleri dinlememektedirler, dinlemiyorlar! Ve Türkiye Açılımın açılmasından sonra adete çizilmiş olan bu yol haritası içersinde neye mal olursa olsun zihniyeti ile Erbil, ABD ve Suriye arasında Kırmızı Çizgilerinin silinmesinden ders almadan yürümektedir.
1932 yılına gelindiğinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Irak Krallığı BMlerin üyeleridir. İyi komşuluk ilişkileri içersinde eski Musul Vilayetinde kalan Türk varlığı kendi kaderi ile baş başa, Türklük düşmanı İngiliz ve Krallık rejimlerinden sonra Kasım, Saddam ve bugünkülerin insafına kalmış, varlık mücadelesi içinde o günden bugüne çok büyük kayıplar vererek devam etmektedir, azimli geleneğine bağlı ve yine yalnız, manen Türkiyeye bağlı, anavatan hasreti içersinde çiçekleri sermek için yolları beklemekte!
Tarihi seyri kısaca takip edelim :
1944 1945 Yıllarında Irakın genelinde özelliklede Erbil ve Kerkükte öğrenci gösterileri başlar, bir yanda hürriyet, demokrasi, eşitlik, diğer yanda din elden gidiyor, İslami ve şeriat isteyenler. ( Kürtler- komünistler demokrasi, din elden gidiyor diyenler Müslüman Kardeşler, tekke, şeyhler ..) Ve sonunda bakılır ki her iki kesim birleşir ve içinden Kürtçülük çıkar, Kürt hakları federasyon istekleri, bugün Türkiyede olduğu gibi ve Irakın gündemine oturur, zamanla küllenir ama sönmez ve yeri geldiğinde bugünkü bölünmüş Irak çıkacaktır. Türkiyemizde da ayni olayların cereyan ettiğine, oyunların oynandığına düne kadar üstü kapalı, AÇILIMDAN sonrada aşikar ve aleni bir şekilde istemesine şahit olmaktayız, TV. Lerde tartışmalar, Müslüman değil İSLAMİ Osmanlıcılık ve bütün çıplaklığı ile Demokratik Özerklik Ve sonuç Iraka benzer bir yönetim! Federasyon veya yerel yönetim ve İKİ DİLLİ Merkezi Hükümete anayasal güvence ile ortaklık ve İKİ bayrak.
Irakın genelinde 1957 yılında ve bugüne kadar tartışması süren etnik temele dayanan NÜFUS sayımı yapılır. Sonuçları ortalama bir yıl sonra açıklanır. Bu sayımla ilgili yaptığımız araştırmalardan edindiğimiz bilgilere dayanarak Türklerin Nüfusu genel Irak Nüfusuna göre % 13-14, 1957 yılında Irakın genel nüfusu ortalama 6.500.000 civarında olduğu ve bunların ortalama 500.000 Türk, Kürtlerin Nüfusu % 18 civarında olduğu Irak Nüfus Müdürlüğü tarafından açıklanmış. Bugün itibarıyla Irakın Nüfusu son SEÇİMDE 32 Milyon olarak belirlendiğine bakılırsa, artış BEŞ KAT, Türkmenler eğer ÜÇMADILARSA onlarında sayıları en az 2. 500- 3 Milyon olmalarından daha çok olarak beklenir.
1958 de Irakta beklenmedik General Kasım tarafından kanlı bir ihtilal olur, ihtilaldan kısa süre sonra 1946da Irakla kanlı çatışmalardan sonra Rusyaya sığınan Molla Mustafa Barzani KASIM tarafından AF edilir ve Iraka döner, eli kanlı yıllarca Irak ordusu ile çarpışanı KASIM niçin, neden AF ederek Iraka davet eder. Abdulla Öcalan, zamanın Başbakanı Merhum Ecevit; ABDnin niçin Öcalanı teslim ettiğini bilmediğini gazetelerde verdikleri demeçlerden okumuştuk, Barzani ve adamları af edilerek Iraka dönmeleri, Öcalanın getirtilmesi ayni amaç için midi? Barzaninin Peşmergeleri, Öcalanın PKKları, Büyük Kürdistan yolunda ABD, AB ve İsrail siyasilerimizi tıpkı KASIMI ve daha sonra SADDAMI kullandıkları ve yönettikleri gibi kullanmakta mıdırlar ?
Bilindiği gibi:
1959 yılında, 14 Temmuzda, Molla Mustafanın tezgahladığı ve bilfiil katıldığı Kerkük soy kırımı yapılır, bu çok önemli soy kırımın nedenleri, niçinler i üzerinde durulmaz, Irakın aydınları da durmaz, bugün parçalanmış bir Irak, Türkiye BAĞDAT PAKTINDA olmasına rağmen Hükümet konu üzerinde ciddi olarak durmaz, bugün bütün çıplaklığı ile Türkiyede son siyasi ve tartışılan Coğrafi durum ortada, yükselen Kürtçülük Özerklik istemi, İKİ bayrak ve İki Dil ve savcıların, adaletin suskunluğu. Türkmenlere gelince onlar bir süre düşündüler, desteksiz kalınca bocalayıp durdular, verilen Kırmızı Çizgi sözlerine kanarak, efendilik içinde çözüm önerilerini dinleyip bugünkü Hal-ı pür melal içine girdiler.
29 Nisan 1964 yılında Irak anayasasında bazı düzenlemeler yapılır ve azınlıklara bazı haklar tanınır; Azınlıklar Irak vatandaşları gibi her türlü haklardan yararlanırlar- Türkler azınlık olarak kabul edilmez ve her hangi Kültürel veya siyasi hak verilmez- azınlıklar Ermeni Asuri Keldani ve Yahudiler-
16 Temmuz 1970 yılında Saddam Türklere bazı kültürel haklar verir, ve 24 OCAK 1970 yılında Kültürel hakların verildiği açıklanır. Tam anlamıyla uygulanamaz, sürgünler tutuklamalardan sonrada kaldırılacaktır.
Kürtlerin artan isyanları ve kan dökmeleri karşısında, 16 Temmuz 1970 yılında yürürlüğe giren Irak anayasasında Kürtlere bir nevi özerklik hakkı verilir, yeni Irak Anayasasında : Irak toplumu Kürt ve Araplardan oluşur, azınlıklar yasal haklara sahiptir. Türkler yine göz ardı edilmiş anayasal her hangi hak tanınmamış. Kürtler verilen bu haklara razı olmaz, KERKÜKÜ bugün olduğu gibi isterler, verilmez, ABDnin İran üzerinde desteği ile isyana devam ederler ve kan dökmeleri 1975 yılına kadar sürecektir. Cezayir antlaşmasından sonra İran yardımı keser, Molla Mustafa ABD.YE sığınır ve orada vefat eder.
29 OCAK 1976 Tarih ve 41 sayılı Irak hükümetinin kararı ile Kerkükün adı El- Temim olarak değiştirilir. Ne tesadüftür ki Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Çağlayangil o gün Kerküktedir!
1980 yıllarına geldiğimizde 22 EYLUL da İran- Irak savaşı, Ayni yılın Ocak ayında Saddam Türkiyeye meydan okuyarak Türkmen Lider kadrosunun idam eder. Türkiyenin bu gelişmeler karşısında suskunluğu veya hadiseleri politik laflarla geçiştirmesi, Türk varlığını yürekten incitmiştir.
25 Temmuz 1990, ABD. Büyük elçisi Abril Glasbi Saddam ile görüşür ve görüşmeden sonra Iraktan ayrılır. Görüşme hakkında her hangi bilgi verilmez, haberlere bakılırsa Irakın içişlerine karışmayacaklarını ifade etmiş olmasıdır. Kuveyt işgal edildikten sonraki gelişmelerde SUNİ OLARAK başlatılan, başlayan GÖÇ ve Çekiç Güç sayasında Irak ikiye bölünmüş Kuzey bölgesinin temelleri atılmış, altyapısı tamamlanmış ve Kürt devleti kurulmuş. Doğrudan doğruya Türkiyeyi ilgilendiren bu gelişmeler karşısında Türkiyenin ABDnin yanında yer almak istediği düşündürücüdür.
2 Ağustos 1990 ABDnin bilgisi dahilinde Irak Kuvvetleri Kuveyti işgal eder ( Mahmut Şevket Paşa Kuveyti İngilizlere vermiş ve Irak oradan hareket eden İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmiş). ABD. Kuveyti bahane ederek Irak işgal edilecek, ne tesadüftür ki 1.ci dünya ve Körfez savaşlarında Kuveyt Irakın işgaline zemin hazırlamıştır!
Iraka Uygulanan ambargodan yararlanan ve ABDden aldıkları destekle Kürt peşmergeler Kerkükte Tapu, Nüfus dairelerini yağmalar yakar, şehirde terör estirir, talan eder. Saddam kuvvetleri Kerkükü Kürtlerden temizlemek için Kerküke doğru ilerler ve geçtiği Tuzhurmatuda pek çok sivil Türkü sebepsiz yere sırf Türk oldukları için kurşuna dizer, Kerkükte bulunan Kürtler ve bir çok Türk aileleri korkudan Erbile doğru kaçar, Saddamın askerleri Erbile doğru ilerler Altunköprüden geçerken de 100 den fazla çocuk ihtiyar demeden Türkü kurşuna dizer ve derelere atar . İşte bu şekilde suni olarak başlatılan Göç ( Mart 1991) başlar ve bu insanlar Türkiyeye sığınır, Türkiyenin önerisi ile BM.ler davet edilir, Çekiç Güç, Güvenli Bölge ve bugünkü Kürt sınırları çizilir ve 2003 yılına kadar da Saddam dan korunmuştur. Türkiyenin büyük ve etkin katkısı ile bütün alt yapısı da tamamlanmış. Türkmenler, Türk toprakları olan ve Kürtlere hediye edilen, Kürtleşmesi sağlanan Erbil hariç, Güvenli Bölge dışında tutulmuş, Saddamın insafına bırakılmış ve inanılmaz baskılar altında Baas partisi tarafından eritilmeye çalışılmış, Dünya Kamu oyu ve Türkiyenin gözleri önünde Türk varlığı kayıplara uğratılmış, göçe zorlanmış, mecburi göçe tabi tutulmuş, arazileri kamulaştırılmış Araplara verilmiş, çölden getirilen Araplar Türk şehirlerinde yerleştirilmiş, onlara iş verilmiş, Araplaştırmak için her çeşit yol denenmiş, Kale yıkılmış Türk eserleri yok edilmiş, bugüne baktığımızda Arapların yaptığını Kürtler yapmakta bu seferde dağdan gelenler Kerkük ve Türk topraklarına zorla yerleşmektedirler. Türkiye ve Dünya Kamu oyu işlenen bu insanlık suçları karşısında suskun. Yapılan baş vurular cevapsız.
2003 Yılında ABD 9 Nisanda Bağdadı işgal eder, 10 Nisanda ABDnin BİR MART TEZKERESİNİN reddinden sonra stratejik müttefiki haline gelen Kürtler ABDDEN ÖNCE Kerküke girer yine 1990 yılında olduğu gibi Tapu, Nüfus ve Arşiv dairlerini yağmalar, yakar, kayıtları siler yok eder, Kerkükü işgal eder, Türkiyenin Kırmızı çizgileri morarır, çuvaldan sonrada kararacaktır. Kürt işgali ve göçü bugüne kadar devam etmektedir.
BİR MART tezkeresi RET edildi, biz kabul edilmesini, milli çıkarlarımız ve Türkmen varlığı için elzem olduğunu görenlerdeniz, daha sonra YIRMI MART TEZKERESİNE ne demeli. Bütün bunlar bugünlerimizi hazırlamak için midi? PKK. Azdı, Türkiye de Kürtler gündeme oturdu, Kürt devleti kuruldu ve Türkmenler yok olmakla karşı karşıya!
Irakta ve Özellikle Kerkükte, Türkmenelinde bugünkü durum ve vaziyete baktığımızda:
1, Türkiye siyasi sahadan silinmiş, PKKya karşı kendi evini koruyamayan Irak Merkezi hükümetinden ve Bir Kürt KEDİSİNİ vermem diyen Talabani ve KAK Ağabey Barzaniden yardım isteniliyor, Kürt, Kürde karşı savaşmaz diyorlar, yo sen benim kardeşimsin gel beraber senin gibi yıllar önce Irakta Özerklik isteyen Peşmergeyle beraber, PKKya karşı birlik içersinde olalım diyorsun ve Ticaretin dışında bir şey düşünmeden Anavatanın bugünkü AÇILIMININ nelere mal olacağını bilerek veya bilmeyerek Kürtler üzerinden sıfır problem politika yürütüyorsun.
2. Türkmenler açık ifade edersem istenilen varlık gösteremediler, Türkiyenin takip ettiği politikanın bu konuda etkisi oldu mu? Tartışılacak ve düşünülecek bir konu. Türkmenlerin kendi varlıklarının korunmasında ve Irakın siyasetinde yer alamamalarının sebeplerinin kusuru, Türkiyenin takip ettiği politikaların yanında Türkmenlerin kusuru büyüktür, ileriye dönük korunacak bir siyaset ve amaç etrafında toparlanılmadı. Silahsız Efendiliği ne Türkiye dinler nede başkası!
Seçime yanlış bir hesap sonucu kendi kimlikleri ile girmemeleri, kendi kimliklerini kendi elleri ile zaafa uğrattılar, yarın nüfus sayımı, arkasından yerel yönetim seçimi ve ihtilaflı bölge olan Türkmeneli coğrafyasının kaderi belli olacak, vermem, etmem hangi kuvvet veya neye dayanarak vermem, istemem demekle olmaz.
Türkiyenin ticari zihniyeti, Kürtler üzerinden, genelde Irak, özelde Türkmen politikası, bütün kesimlere ayni mesafe, ama Kürt bölgelerinde bulunan İŞ adamlarının yatırımları devam ediyor ve her gün nereden geldiği bilinmez ve inanılmaz para karşılığı Kürtlerin ticarette gizlenen veya örtülü olarak istekleri bitmiyor.
3. Nüfus Sayımı kesinlikle YAPILMAMALI. Türkmeneli toprakları işgal altında, 800 Bin olan Kerkük Nüfusu 1.600.000, 2003 yılından sonra gelen Kürtler, bütün idari makamlar ellerinde olduğuna göre sallana, sallana her istediklerini önlerine konulan ABDnin programına uyarak uygulamaktadırlar, kaldı ki hale Başbakan olan zat sayımın yapılmasını istiyor ve bütün şartların hazır olduğunu söylüyor. NEDEN ACABA? . İşgal altında ve her gün onlarca insanın öldüğü bir ülkede daha Hükümet kurulmamış, Kürt bölgesinin dışında yönetim yok, asayiş yok sadece laf ve yersiz tartışma sayım yapmanın neyin nesi. Sayım ve arkasından gelecek olan YEREL YÖNETİN SEÇİMİ, gün gibi aşikardır ki SİYASİDİR VE SİYASİ AMAÇ TAŞIMAKTADIR. Bölünmüş olan Irakın Kuzeyini bir an önce EKOMOMİK refaha kavuşturmak ve ABDnin çıkarlarını korumaktır. Ortada dönen oyunları iyi gören Türkmenler bu SAYIMI onun için istememektedirler, YAPILMAMASI İÇİN her çareye, her kapıya baş vurmaktadırlar. Türkiye ve Siyasi iktidarı Gazzede olduğu gibi Kerkükte Telaferdede görmek istiyorlar. Şakası yok uygulama yanlı ve SİYASİ AMAÇ taşımaktadır, Türkiye ağırlığını koymalı, koymak zorundadır. Kerkük giderse Türkiye AÇILIR, Açılımı ortaya atan iktidar bunu çok ciddi olarak düşünmelidir.
Sayım ve arkasından gelecek olan Seçim ERTRLRNME DEĞİL, ŞARTLAR UYGUN OLANA KADAR YAPILMAMALIDIR. Yapılmaması ne pahasına olursa olsun Araplarında işine geldiği gibi ENGELLENMELİ. Irakta gerçek bir hükümet, tarafsız Cumhurbaşkanı, asayiş ve hepsinden önemli 23 cü maddenin uygulanmasından sonra yapılması gerçek vatanperverlerin dileğidir. 140.cı maddeyi süresi ve geçerliliği geçmesine rağmen uygulanmasını isteyen TARAFSIZ! Cumhurbaşkanı, neden meşruiyetini kayıp etmemiş 23.cü madenin uygulanmasını istememekte, gündeme getirmemekte, tarafsız Irak Cumhurbaşkanı olduğu için mi?
Boykot etmenin tehlikeleri var, Bir kişi Türk olarak kendini YAZDIRIRSA kayda geçer, kaldı ki kapıya gelen sayım memurlarından korkmak veya tehdit almayı düşünmek gerek, Kerkük ABD, MERKEZİ HÜKÜMETİN VE KÜRTLERİN denetimi veya işgali altındadır.
Sayımın ağırlık odağı KERKÜKTIR, yer altı Kaynakları Kürtlere verme ve Türkün olan toprakları Kürtlere bağlama ve TÜRK VARLIĞINI zaafa uğratma, yok etme amacı taşımaktadır. Arkasından ne gelir dersiniz? Bileşik ve Büyük bir yapı mı ?
ABD Irakı ÜÇ amaç için işgal etti:
1. Yer altı kaynaklara sahip olmak, Kerkük bu konuda ön planda gelir ve ABDnin oralarını kendi gözetiminde yedi emine teslim etmeden oralardan yani ihtilaflı bölgelerden gitmez. Yedi emin BÖLÜNMEMİŞ Türkiye değil, kurulmuş ve kurulacak merkezi HAVLER olan yapıdır.
2. Kürt devletini kurmak, Wilson zamanında kabul edilen ABD. projesidir. Adı ilan edilmemiş Kürt devleti kurulmuş, Türkiyede Özerklik tartışması bütün sıcaklığı ile Devletin TV.lerinde tartışılıyor,
3. Peşmerge= PKK, onlarda = Talabani+ Barzani + Abdullah Öcalan ve Hepsinin isteği Wilson Prensiplerinde ön görülen ve istenilen Büyük Kürdistan. İslami Kürtler ve aydınım diyenler dahi. Bütün teşkilatlarının başında Kürdistan var: PKK= Kürdistan İşçi Partisi, KYP= Kürdistan Yurtseverler Partisi ve Kürdistan Barzani Partisi!
Tanrım şanlı Ordumun NEFESİNİ GÖZÜNÜ TÜRK MİLLETİNDEN, TÜRKİYEMDEN, ANADOLUDAN VE TÜRKMENELİNDEN EKSİK ETMESİN.