Nefi Demirci
nefidemirci@mynet.com. 05.12.2010
ERBİL TOPLANTI IRAK’TA HÜKÜMET KURMA VE TÜRKMENLER
7. 11. 2010, TGRT Haber, Mart ayında Irak’ta yapılan seçimlerden buyana kurulamayan hükümetin kurulmasına karar verildi, Dışişleri Bakanımız Sayın Davut oğlu Barzani ile görüştü ve Bağdat’a MALİKİ ile görüşmek üzere gittiler, Maliki Başbakan, Talabani Cumhurbaşkanı ve İyad Allavi Meclis Başkanı konusunda uzlaşma sağlandı. Verilen TV. Haberi bu! Çok sevindirici ve düşündürücü bir haber. Anlaşılan konu daha önce planlanmış ki bir gün sonra 8.11.2010 tarihinde Mesut Barzani’nin daveti üzerine Irak siyasi KİTLE temsilcileri ( toplum, teşkilat, siyasi parti ) hükümet krizini çözmek için Erbil’de toplandı.
Sayın Dışişleri Bakanım AĞABEY ( kaka, kak) Barzani ile kucaklaştıktan sonra sözlerini şu sözlerle özetledi:
“ Komşumuzun evine ateş düştüğünde kendi evimize de ateş düşer, ateşe müdahale etmek gerekir” Doğrudur Sayın Bakanım, ancak Erbil’de yanan ateş yok, yanmıyor, sayamızda ateş meşaleye dönüşmüş, Kerkük yanıyor, Kerkük. Görüşmelerinde her zaman olduğu gibi PKK ile sürdürülen müzakerelerin ele alındığı öne sürüldü( Yeni Çağ). Erbil’den sonra Bağdat’ta giden Sayın Davutoğlu Maliki ile görüşmesinde: “ Bütün Iraklıların temsil edildiği bir hükümet oluşumu için Türkiye elinden geleni yaptı” .
8. 11. 2010 Erbil toplantısına Şii ve Sünnilerden pek çok kişi, KDP, KYP VE GORAN( yenlikçi Kürt Partisi) partisi katıldı.
Başta Talabani yanında Mesut Barzani, Maliki ve Allavi….Barzani toplantının açılış konuşmasında Irak’ın Arap ve Kürtlerden oluşan iki asil unsurdan oluştuğunu vurguladıktan sonra birlik beraberlik temenni etti, sırayla Talabani, Maliki, Allavi kürsüye geldiler.
Irak’ın ciddi bir meselesinin çözümünün mahiyetinde olan bu toplantıya Türkmen temsilci veya seçilen Milletvekili davet edilmedi. El- İrakiye başkanı olan ve partisine ortalama 120 Bin oydan fazla oy kazandırarak Birinci parti konumuna getiren Türkmen Milletvekillerini İyad Allavi diğer Arap Milletvekillerinden ayrı tutarak Barzani gibi o da davet etmedi. Neden etmedi, etmemiş? Bir yerlerden talimat mı aldı? Konu üzerinde umarım durulur ve sorgulanır.
İran’ın Kurdpress haber ajansının bildirdiği (Kerkük Feneri) Toplantının 11 maddelik sonuç bildirisinde:
1. Iraklı tüm siyasi grupların Irak anayasasına bağlılığı ,
2. Uzlaşılan maddelerin uygulanması,
3.Irak’taki etnik kesimlerin arasındaki dengeye riayet edilmesi,
4. Stratejik Politikalar Kurulunun kurulması,
5. Ulusal Uzlaşma ve toplumsal adaletin tesisi,
6. Erbil ve Bağdat arasındaki ihtilafların çözümü,
7. Uzlaşma maddelerinin uygulanacağının garanti edilmesi,
8. Irak’ın idaresi yönetiminde ıslahat yapılması,
9. Yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluk yapanların yargılanması
10. İç sorunların çözümü,
11. Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı adaylarının belirlenmesi.
Erbil toplantısında varılan anlaşmadan sonra, Bağdat’ta Mesut Barzani’nin gizli direktifleri doğrultusunda ve ağırlığı altında toplanan Irak Millet Meclisinde gösterilen tek aday Sünni Arap, Meclis BAŞKANI, yardımcılarından Bir Kürt ve diğeri Şii Arap ve yine tek aday gösterilen Celal Talabani ( Kürt) Cumhurbaşkanı seçildi. Irak’ın Arap Kürt birliği ve beraberliğini vurgulayan Talabani hiç vakit geçirmeden anlaştıkları gibi El-Malikiyi’de Başbakan olarak ilan etti ve daha sonra resmen görevlendirdi. Barzani Erbil toplantısından sonra yaptığı Baın toplantısında, Irak’ın Arap ve Kürtlerden oluşan iki asil unsur olarak açıkladı, Türkmeneli TV. Genel Müdürü Sayın Yalman beyin, Irak’ta ÜÇ ASİL UNSUR var, neden Türkmenleri zikir etmediniz, unuttunuz mu? Demesine karşılık olarak; Onlar diğerleri gibi AZINLIKTIR, bütün azınlıklar gibi yasal hakları vardır, verilen bu cevap üzerinde titizlikle Irak’ta Türk varlığının geleceği bakımından durulması gerekmektedir.
Sayın Dışişleri Bakanım Erbil toplantısından bir gün önce ( 7. 11. 2010) Barzani ile kucaklaştıktan sonra Bağdat’ta gittiler gitmeden önce iyi temenniler, SIFIR problem, bütün halklara eşit mesafe de olduklarını, Türk varlığına, Türkmenlere imalıda olsa atıfta bulunmayı gerek görmedikleri gibi, başarılı bir Irak Politikası izlediklerini; “ Komşumuzun evine ateş düştüğünde kendi evimize ateş düşer”. Beyanda bulunarak seçimleri kutladılar ve Bağdat’ta gittiler. Sayın Dışişleri Bakanım, ateş gördüğünüz gibi Erbil’de yanmıyor, Erbil Konsolosluğunda 29 Ekimde , ki orası Türk toprağı sayılır, dikilen Kürt bayrağından sonra 2003 yılından beri Kerkük’te, Türkmeneli toprağında yanmakta olan ateş daha şiddetli olarak yanacaktır, Kerkük yanıyor, Türkmenlerin yüreği yanıyor, söndürenleri umut içersinde bekliyor. Barzani bu gelişmelerden sonra planlandığı gibi Merkezi Hükümette, ABD ve Türkiye sayasında etkili bir konuma geldi, getirildi, gidişat onu gösteriyor, Biray içersinde kurulması beklenilen Maliki hükümetinde yine önemli Bakanlıkla Kürtlere verilecek, mesela çok, hem de çok başarılı ol mayan Cumhurbaşkanı ve Başbakan gibi eski dışişleri bakanına tevdi edilecek.
2005 seçimlerinden 2010 seçimlerine kadar Talabani Cumhurbaşkanı, Malik Başbakan ve Zebari dışişleri bakanı, Genel kurmay başkanı ve önemli bakanlıklar Kürtler elinde, bu süre içersinde Kürt Federe Yönetimi dışında (Erbil, Süleymaniye ve Duhok) kalan adına Irak denilen ve sözde merkezi hükümetin yani Maliki’nin kontrolünde olan topraklarda ne değişti, ülke refaha mı kavuştu? Kan mı durdu? Haraba halına gelen vilayetler, Bağdat, Basra ve Kerkük imar mı edildi? Alt yapımı onarıldı? İşsiz olanlara iş mi bulundu? Ne yapıldı da ayni kişiler yönetime getirildi.
2003 yılında Irak’ın işgalinde bu kişiler ABD ile elbirliği işbirliği yapmışlardı. İşgalden sonra 1990 yılında Güvenli Bölge dışında kalan topraklar kan gölüne döndü, alt yapı tamamıyla tahrip edildi, göç edenlerin sayısı belli değil, her gün Bağdat’ta, Musul da, Talaferde patlayan bombalar ölen onlarca insan, Kerkük’te su ve elektrik kısıtlı, belediye hizmeti yok, ortalık çöp yığını içersinde ve bütünn bu olumsuz gelişmeler karşısında Kürdistan denilen ve GÜÇLE ( kuvvetle) korunan bölge ticaret, sağlık ve eğitim yolunda hızla kalkınıyor ve cazibe merkezi haline geliyor, getirilirken Talabani tekrar Cumhurbaşkanı, Maliki Başbakan seçiliyor, seçtiriliyor.
Harabe haline getirilen, sefalet içersinde perişan olan Müslüman halkı daha da perişan etmek sömürmek ve BOP projesinin eş başkanlığı içersine oynana büyük oyunla kalkındırılmış Bileşik Büyük Kürdistan’ı kurmak.
Türkiye içinde olmasına rağmen bu oyunu göremiyor veya görmezlikten geliyor, Şii ve Sünni Araplar Kürtlerin gülümsemesi karşısında birleşmeden, birlik olmadan daha önce ABD’ye hizmet ettikleri gibi hizmetlerine devam etmektedirler.
Ülkeleri, Irak’ları elden gidiyor, İKİ yerine Üçe parçalanacak, yer altı kaynakları gidecek.
Türkmenlere gelince; durumlarını ikiye ayırarak gözden geçirebiliriz:
1. Türkmenlerin kendilerine, toplumlarına, siyasi kuruluşlarına ait olan tutumları, çalışmaları ve davranışlarının yarattığı bugünkü Irak’ın kuruluşundan beri siyasi ortamındaki yerleri. Ki bu:
1918- 1920 yıllarından 1958 yılları arasında siyasi, kültürel ve sosyal durumlar;
1958- 1963 ve 1963 - 1970 arası
1990– 1990 yıllar arasındaki;
1990 – 2003 ve 2003 ten sonraki yıllar arasındaki ahval ve vaziyetleri;
2. Türkiye’nin tutumu, genel olarak Irak siyaseti içersinde istikrarsız günü birlik Türkmen politikası ve Irak’ın Kuzey politikası.
Türkmenler, veya daha siyasi olarak bu isimle tanımlanmalarından önce, “ Irak Türkleri veya KERKÜK TÜRKLERİ olarak tanımlanırlardı”, 1958 yılına kadar, Krallık döneminde siyasi ve nede kültürel hakları vardı, Kerkük Gazetesi dışında Arap harfleriyle yayınlanan bu gazetede yerli haberler ve bazen şairlerin şiirleri, yinede büyük ilgiyle takip edilirdi. Halkının herhangi ciddi bir isteği olmadığı gibi Türkmen yöreleri arasında da bugün olduğu gibi sıcak iletişim kurulmamıştı. Siyasetin dışında Hoyrat, mani, ressamlar yetiştiren ve mutlu görülen, etraflarından bihaber, olup bitenleri göremeyen dilini adetini geleneğini koruyan, korumaya çalışan bir Türk toplumu. Bu ortam içersinde hiç beklemedikler veya beklenmeyen askeri darbe oldu, Kasım isimde bir General kanlı bir askeri darbe yapmış. komünistler ve Kürtler sevindiler, desteklediler, Türkmenler ilk günlerde örgütsel veya birlik teşkilatları olmadığı için “Kızıl Ay, Muallimler birliği dışında “ tereddütleri geçtikten sonra Kasımı kutladılar. İhtilaldan birkaç gün sonra Molla Mustafa af edildi, anayasada Kürt kardeşliği kabul edildi ve 1959 KERKÜK KATLİAMI. Ve Türkmenler arasında bu soy kırımdan önce ve daha sonra gelecek tehlikeyi gören, görenlerin birlik çağrısı halk arasında uyanışı sağladığını görmekteyiz.
1960 – 1965 arasında Kerkük’te katliamı yapanlara karşı tarihe geçecek kanı dökülenlerin kanlarının silinme girişimleri, Türk topraklarında gözü olanları ciddi bir şekilde korkuttuğu gerçeği karşısında ne yazık ki ilerleyen yıllarda etkili ve başarılı dayanışma içersindeki örgütsel yapının zayıfladığını, işlevinin bittiğini üzüntüyle görmekteyiz.
1960 – 1970- 1990 , yılları arasında ilk olarak İstanbul’da kurulan “Irak Türkleri Kültür ve Dayanışma Cemiyeti( Derneği) ve Bağdat’ta “Türkmen Kardaşlık Ocağı- ” kuruldu bu kuruluşlar faaliyetlerini bu güne kadar devam etmektedirler, yıllar içersinde bir çok kültürel ve dini ağırlıklı derneklerin kurulduğunu da görmekteyiz.
1990 yılında, 1920’ de yapay olarak İngilizler tarafından kurulan Irak devletinin temel kuruluş felsefesinde ve siyasi yönetiminde değişiklik
oldu ve Irak fiilen Hazırlanan oyunlar karşısında İKİ’YE BÖLÜNDÜ. ABD, Kürtler ve bugün Irak yönetiminde bulunanların işbirliği ile. Türkmenler bu süre içersinde Kültürel faaliyetlere dalmış Siyasetten, örgütsel faaliyetlerden uzak günü birlik yaşam içersinde.
1990 yılından sonra Irak Muhalefeti içersinde Erbil merkezli Siyasi alanda yer alan Irak Milli Türkmen partisi, Türkmenler tarafından büyük sevinç ve destek gördü, 1994- 1995 yılları arasında İTC, kurulan Türkmen siyasi partileri ve Kültürel kuruluşları tek çatı altında toplama, tek amaç için çalışma düşüncesi umutları aydınlattı, fakat ne yazık ki istenilenler bu tarihe kadar gerçekleşmediği gibi Türk varlığı, Türkmen toprakları çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kaldı, Amaçsız, Güçsüz bir çalışma, sonuç, hakkın lafla, şikayetle elde edilemeyeceği gerçeği karşısında, Türk olan Kerkük’ün paylaşımı kimliği gündeme oturdu.
Kürtlerin Başkenti Erbilde , Kerkük’ten, Telaferden uzak faaliyet yapan Türkmen Siyasi Partiler 2003 yılında, 9 Nisan Bağdat, 10 Nisanda Kerkük KÜRTLER tarafından işgal edilip yağmalandıktan ve her yerine yerleştikten sonra adete AYAZDA KALDILAR.
2003 Yılından sonrada tek çatı altında toplanamadıkları, amaç ve belirlemedikleri, güç oluşturamadıkları gerçeğinin tartışmaya açılması gereken Türkmenlerin ve Türkiye’nin en önemli konusudur.
Hemen, hemen bütün Türkmenler tarafından desteklenen, Anavatan tarafından belli bir POLİTİKA içersinde maddi ve manevi yardım gören İTC ve onun şemsiyesi altında bulunan diğer siyasi kuruluşlar kendi iradelerini ortaya koymadan, bugünü, yarınlarını ve geleceklerini belirleyemediler, demokrasinin olmadığı, ikiye bölünmüş bir ülkede diğerleri gibi amaç ortaya koymadılar.
Günü birlik, güçsüz bir siyasi parti konumunda kalındı, kaldılar, hiçbir siyasi hareket gücü olmadan yaşayamayacağı, milli kimliğini başka kimlikler altında koruyup diğerleri gibi ( Arap ve Kürt) elde edemeyeceği gerçeğini çevresine bakarak göremedi, ortama uymayan çalışma ve politika telkininde bulunanlara direnmedi.
Bugün gelinen nokta, başarılı olunduğu söylenemez. Hele son seçimlerde, koalisyonda olsa, başka bir parti kimliği altında seçime katılmaları büyük hata idi. Kendi eliyle kendi kimliğini yok saymak anlamına geldi, nitekim Erbil toplantısına ( 7. 11. 2010) kendi kimlikleri, yani Türkmen Siyasi Parti kimliği olmadığı bahane edilerek Barzani ve Allavi tarafından seçilmiş kabul ettiğimiz milletvekillerimizden hiçbiri davet edilmedi. Daha öncede Türkmenlere her münasebette Mavi Boncuk dağıtan, Kerkük Kürdistan toprakları içindedir iddiasında bulunan, PKK’nın akıl hocası olan Talabani da ayni bahaneyi öne sürerek Türkmen temsilcilerini toplantıya davet etmemişti.
Son seçimlerde koalisyonda olmasına rağmen 210 Bin oy alan Türkmen milletvekilleri Irak’ın yapılanmasından silinmek istenmekte, kimliği yok olmakla karşı karşıya kalmış, bir çok Türk toprakları ve özellikle Kerkük 2003 yılından beri Kürt işgali altında, bütün resmi kuruluşlar Kürtlerde, Vali ilçe Kaymakamları, Belediye, asayiş, Nüfus, Tapu, milli eğitim müdürü dışında, bütün müdürlükler. İşsizlik diz boyu, ve merkezi hükümet bütün bu olumsuz gelişmeleri görmezden geliyordu bundan sonrada ayni kişiler iktidarda olduğuna göre değişen bir şey olmayacak, olması için bireysel çalışmayı bırakıp tek çatı altındaki birliğin çarelerini bulmalı.
Nüfus Sayımı Kürtlerin isteği doğrultusunda güncelliğini koruyor, komisyon kuruldu, ertelendi, ertelenecek, ve bu ertelenmeden Türkmen siyasi partiler başta İTC, tahmin ederim ki memnun. Belki hükümet kurulduktan sonra sayım yapılır, taraflı bir Cumhurbaşkanı, Türklere KARA gözlükle bakan bir Başbakan ve Barzani’nin etkili ve yetkili olduğu bir ortamda sayımdan sonrada Yerel Yönetim seçimi, arkasında referandum. Çok ciddi ve tehlikeli sorunlarla karşı, karşıya kalınır, zira Kerkük’te özellikle Türkmen gençliği uyanmış, tedirgindir siyasi partilerin ve Anavatanın bihabersizliği karşısında tetiktedir.
Sayı, Türkmenlerin ve bir çok yazarların iddia ettiği 1957 sayımının esas tutulduğu sayı çıkmayabilir, çeşitli nedenleri var, göç olmuş, pek çok yer ve araziler gitmiş, nüfus dairesinde hileler olmuş, demografik yapı değiştirilmiş, ihtilaflı arazi konuları çözülmemiş ve en önemlisi 23. Madde uygulanmamış, uygulattırılmamış……. Ve unutulmaması, önemle üzerinde durulması bir konuda, Müslümanlığın şemsiyesi altında siyasal İslamcı kuruluşların artmış olması, kutsal semavi Dinimizi siyalaştırıp Milli Kimliğin yerine Dini kimliğin öne çıkması için hummalı bir çalışma içinde olmalarıdır.
Sayı 2.5 - 3 milyon, yani % 12- 14 bu şartlarda çıkmaz ve Kerkük’ün, Türkmeneli topraklarının kaderi değişebilir.
Zaman daraldı, Türkmen kuruluşları başta İTC, yeni yapılanma , yeni oluşum, yeni girişim mi? Ne denilirse densin geçen zaman HEDER OLMUŞ, milli şuurun uyanması, uyandırılmadığı takdirde , Milletvekilleri ve…….. tarafından istenilen bakanlıklar şuursuz bir kimliğe hizmetten ARİ kalamaz, bunun hesabını bu uğurda şehit olanlar sorar, Tanrı Dağında sorgulananlar ben istedim, ben itiraz ettim, Talabani ve Barzani bana söz verdi diyerek af dileyemezler. Mazlum rolüne bürünmek yarar sağlamadığı gibi toplumuna zarar vermektedir, zarar vermektesiniz, gelin bir gün önce TÜRK KİMLİĞİMİZ ve KERKÜK’ÜN TÜRK KİMLİĞİ için hep beraber bir olalım. Bu görev başta İTC’YE ve onun adına koalisyona katılan milletvekillerine düşer.
İkide bir Başkan değiştirmek, tecrübe kazananları harcamak milli davayı yeni birisine teslim ve tevdi etmek, zaman kaybına ve düşman atını alıp Üsküdar’ı geçmesini sağlar.
Türkiye’ye gelince, 1990 yılına kadar Irak Türkleri ile ciddi milli bir politikası yoktu, 1959 katliamında ve 1980 Lider kadronun idamındaki tutumu ve verilen beyanatlar bir çok Türkmeni üzmüştür, şu anlamada gelmemeli, Türkiye Devleti belli zamanda, 1970 – 1978 yılları arasında manevi desteğini cesaretle ifa etmiş.
2003 Irak işgalinden sonra Türkiye Türkmen politikasını yeniden gözden geçirmek zorundadır, SIFIR Problem, Eşit mesafe, Kürtler üzerinden TİCARET’E dayalı yürütülen politika Türkmenleri yok saydığı gibi Türkiye’de her gün yükselen Kürtçülük, TV.lerde Tartışılan ne olduğu belli fakat açıklanmayan Kürt meselesi, Kürt sorunu, Talabani ve Barzani ile sıcak ilişkileri ve ilişkiler, Anavatanımızı, Türk Milleti tarafından kurulan Türk Devletini çok zor durumlara sokar.
Türkiye bir an önce Türkmenleri, milli menfaatlerimizi önde tutarak O’NA “ MAMA, MAM- AMCA ” diğerine “ KAKA- KAK- AĞABEY” demeden, Türk varlığına olan tarihi, ırki ve siyasi yükümlülüğünü öne çıkarma ve tutma milli bir görevdir ve Anavatanımızın toprak bütünlüğü yönünden elzemdir.
Türkiye’mizin, Anavatanımızın güvenlik şeridi Türkmeneli topraklarından geçer, KKTC nasıl ki Türkiye’mizin NEFES BORUSU ise, Güvenlik şeridinin arka bahçesinin “ STARA’SI “ DUVARIDA Türkmenli topraklarıdır. Bu duvar yıkılırsa veya elden giderse Anavatan Irak’a benzeyebilir ve Kerkük, Erbil gibi Havlerleşir. Onun için, düne kadar Kırmızı çizgilerimiz içinde olan O Türk toprakları milli çıkarlarımızın korunması, tartışma konusu olmaması, toprak bütünlüğümüzün zedelenmemesi, her gün gündeme gelen bölücü propagandaların ortadan kalkması için Başımıza Çuval geçirildikten “ müzik notası “ eşliğinde maviye dönüşen milli değerde olan çizgilerimizi yeniden Kırmızı çizgilerimiz içine almalıyız.
Bir Mat tezkeresinin reddi bence büyük hata idi, eğer doğru bir karar olsaydı neden hükümet 20 Matta ikinci bir tezkereyi meclise getirdi ve büyük çoğunlukla kabul ettirdi ve ABD Uçaklarına Hava Koridorunu açtı, dolaylı yoldan işgale yardımcı oldu.
Ret edildi, neler oldu?
- Kürt devletinin bütün alt yapısı tamamlandı, isminin ilanı aşamasında.
- Türkmenler yok sayılmış, siyasi alandan adete silinmiş
- PKK, Irak’ın Kuzeyinde barınmış, kuvvetlenmiş, Barzani’nin tam desteğine doğrudan doğruya kavuşmuş
- Türkiye Irak’ın siyasi sahasından silinmiş, SIFIR PROBLEM siyaseti ile Kütler üzerinden Irak politikasını yürütmeye mecbur kalmış.
VE
Türkiye de açılım içersinde yükselen Kürtçülük, şanlı bayrağım, Türklüğüm ve toprağım tartışma konusu olmuş. Ret edilmeseydi bütün bunlar olur midi? Üzerinde durulması gereken çok önemli bir konu.
Türk varlığı içinde olan Türkmenler, 80 – 90 yıl, Mondros Mütarekesinden sonra 1920 Irak Krallığı kurulduktan beri ve özellikle 35 yıl süren Saddam döneminin inanılmaz baskısı altında kalan Türkmenler, dilini, geleneğini ve canı pahasına toprağını korumuş, korumaya devam etmektedir. Eminim ve inancım odur ki bir 80 yıl da geçse O’ insanlar, Türklüğü ve toprağı uğruna canını verecektir. Şehitlerinin yattığı topraklarda büyüyen, yetişen Türkmen gençleri büyüklerinden verecekleri İŞARETİN OLGUNLAŞMASINI beklemektedirler.