Irak'ta Türkmen
Tarihi
(Araştırma)
Birinci ünite
1.Türkmen kimdir.
2.Türkmen adın anlamı.
3.Türkmen boylarının ad ve yurtları.
İkinci ünite
1.Irak'ta Türkmenlerin tarihi kökeni
2.Irak'ta Türkmen varlığın ilk tarihi
başlangıçları.
3.Buveyhi devleti döneminde Türkmenler.
4.Selçuklar döneminde Türkmenler.
5.Musul'da atabeylik devleti.
6.Erbil beylik atabeyliği.
7.Kerkük'te kapçak beyliği.
Üçüncü ünite
Irak'ta bağımsız Türkmen hükümetleri.
1.Celayir hükümeti.
2.Karakoyunlu devleti.
3.Akkoyunlu devleti.
4.Irak'ta safevi devleti.
5.Moğol döneminde Türkmenler.
6.Osmanlı yönetim döneminde Türkmenlerin Irak'a
girmeleri.
Dördüncü ünite:
1.Türkmenler Irak'ın yeni ve çağdaş tarihinde.
2.Irak'ta Türkmenlerin yerleşim bölgeleri.
3.Nüfusları.
Önsöz
Türkmenler Irak halkı'nın bir bölümüdür. Irak'ın
diğer halkları gibi şan ve yiğitlik dolu bir
tarihe asil ve şanlı bir kültür'e ve dedelerden
oğullara taşınan ulusal bir mirasa sahiptirler.
Ama bir çok nedenden dolayı yeterli önemi
göremeyen Türkmen tarihi dolayısıyla sosyal,
siyasi ve ekonomi yönden de desteklenmediğinden
araştırmalar konusunda yeterli ilgiyi
görmemiştir. Ayrıca Türkmen ulusçuluğu varlık ve
kimliğinin ispatlaması konusunda da tarih boyu
hüküm süren güçler sayesinde değişik insanlık
dışı durumlarına boyun eğmek zorunda kalmıştır.
Türkmen ulusçuluğu h. 54 yılında basra'da
yerleşme dönemine ait bir geçmişe sahiptir.
Ancak Irak tarihi boyunca hep ırkçı siyasette
maruz kalmıştır. İki milyondan fazla Türkmen
vatandaşını yok etmeyi amaçlayan bu siyaset,
hazırlanmış planlara dayanarak bastırma,
soykırım, zorunlu göç gibi uygulamalarla a
Türkmen z sayılmayan köyleri yok edip kalanları
da araplaştırmıştır. Irak'taki Türkmenler, milli
tarih ve kimliklerini çirkinleştirmekten uzak
tutup Iraklı kimliklerini açıklayan uzman
incelemelerine ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısı
ile tarihin derin denizlerine dalarak tarihte
Türkmenlerin gerçek ve sabit rolünü
açıklamalıyız. Bunun için de davamızı
destekleyip de varlığımızı kanıtlayan belgeler
bulunsun diye Irak Türkmenleri adlı
araştırmamızı hazırladık. Araştırmamız üç
üniteden oluşmaktadır.
Birinci ünite: Türkmen adı hakkında verilen
görüşler ve Türkmen boylarının yöre ve adlarını
arz ederek Türkmenlerin aslının araştırılması.
İkinci ve üçüncü üniteler: Tarihi aşamalar
içerisinde Irak'ta Türkmen varlığı.
Dördüncü ünite: Yeni çağda Irak'ta Türkmen
tarihi ve Irak'ta Türkmenlerin yerleşim ve
nüfusları.
Bu incelemenin amacı bilimsel gerçeklere
dayanarak Irak'ta 1000 yıldan daha fazla geçmişe
sahip Türkmenlerin tarihi gerçeklerini
açıklamaktadır.
***
Birinci ünite
1.Türkmen kimdir?
Türkmenler orta asya'da yerleşen bir Türk
kavmidir. Türkmen adını MÖ. 11nci yüzyıldan bu
yana kullanmışlardır. Önce farsça olan toplu
(Türkmanend) biçiminde kullanmışlardır. Bu
şekille de fars tarihçisi olan (kalgırdizi)'nin
kitabında yer almıştır. Ayrıca abu el-fazıl
el-behkıy (oğuz) anlamına gelen Türk lafını tüm
yazılarında kullanmıştır.
Orhun kitaplarında menğolya'da oturmaya alışan
oğuzlar'ın m.8nci yüzyıl döneminde o yörelerde
yaşadıkları yazılmıştır. Doğuda Türkmenleri anan
ilk kişi ise tungatin idi. Çin bilgini
(tükümeng) biçiminde Türkmenlerden bahsetmiştir.
Tungatin rivayetinde şöyle söylüyor (tükümeng)
sektek diyarı yani şimdiki diyarın diğer bir
adıdır ve bu diyar hıristiyanlar döneminin
başlangıcında doğudan başlayıp m.10ncu
yüzyılında oğuzların ana yurdu olan siham
ırmağının aşağı akımına kadar uzanırmış. Ayrıca
hers de alman bavyera bilginler akademi
toplantısında buna işaret etmiştir. Türkmen arap
coğrafya musanniflerine ait olan mukaddesi
kitabında da Türkmen adı kayıt edilmiştir.
Türkmen kelimesi kaşgarlı mahmut döneminden bu
yana kullanılmıştır. Ayrıca farsça yaygın olan
Türkmen'de yani Türk'e benzer deyimi de ortaya
çıkmıştır. Türkmenlerin batı asya'da yayılmasına
dair bir bilgi istendiği zaman m.11nci
yüzyılında meydana gelen olaylardan dolayı
selçuk oğulları hakkında yazınlara bakabiliriz.
Ayrıca şimdi orta asya'da yaşayan Türkler
dikdörtgen başları ile bilinirlerdi. Nedeni de
orta asya'da yaşayan iranlı hakları ile
kaynaşmalarındandır. Doğulaşan (partulu) çin
kaynaklarına dayanarak şöyle söylemiştir. Hazar
denizden çin sınırlarına kadar uzanan yerde üç
Türk halkı bulunmaktadır.
A.El-gaz:hazar denizinden (sirdarya) ırmağının
orta akımına kadar uzanan yerde yerleşmişlerdir.
B.El-karluk:yirmi gün yaya süresi
(kırınağane)'nin doğusuna düşen yerlerde
yerleşmişlerdir.
C.El-seğir oğuz (otukas oğuzlar): (karluk)
topraklarının sınırlarından başlayıp çin'e kadar
uzanan yerlerde yerleşmişlerdir.
Yukarıdaki bilgilere dayanarak (el-gaz ve
karluk) kabileleri, hazar denizi civarındaki
geniş yerlerden, şirdarya ırmağının akım
ortalarından ve yirmi gün yaya süresi ile
kırnağa'nın doğusunda yaşayan insanlara Türkmen
adı verilmiştir. Ebu sait de söylüyor
Türkmenler, selçuk oğulları döneminde rum'u
fetih eden Türklerin büyük bir neslidir.
Ekleyerek söylüyor, mezopotamya ve horasan'da
yerleşip İslam'ı din bilen daha sonra anadolu,
Irak ve orta doğu devletlerine akım yapan
Türkmenler, oğuz Türkmenlerindendir. Türk
dallarının en görgülü dalı olup tarihte en büyük
imparatorluk sayılan selçuk ve osmanlı
imparatorluğunu kurmuşlardır.
2.Türkmen adının anlamı
Türkmen adı hakkında birbirinden ayrı bir çok
görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan ebu fida
şunları söylemiştir. Türkmenlerin bu adı
almasının nedeni horasan ve mezopotamya Türkleri
müslüman olduktan sonra tercüman diye
adlandırıldılar. Çünkü bu cemaat arap
fathileriyle müslüman olamayan Türkler arasında
tercüman olarak çalışıyorlardı. Bu ünvan
değiştirilerek zamanla Türkmen olmuştur. Ayrıca
derbülü söylüyor : oğuz han'a mensup olan bazı
oymaklar horasan batısına göç ederek orada
yerleşti ve babaları döneminden kalan sert
şiveyi kullandıklarından dolayı horasan halkı
tarafında Türk'e benzer adını aldılar. Rus
partold da bu konuda:Türkmen adı aslı meçhul
olan bir kelimedir ilk defa m.10ncu yüzyıla ait
olan kitaplarda kullanılmaya başlanmıştır
demiştir. Tarih uzmanı dr. Faruk somer'e ait bir
görüşte: m.10ncu yüzyılda İslam devletleri ile
ticari ilişkiler sonucu müslüman olan oğuz
oymaklarının çoğuna Türkmen adı verilmiştir. Bu
ad geliştirilerek iki çağdan sonra oğuz adı
yerine kullanılmıştır. Türk tarihçisi yılmaz
öztuna ise; müslümanlar, Türkmen adını müslüman
oğuz Türklerine vermişlerdir. Ayrıca bu kelime
m.11nci yüzyılda oğuz adının eş anlamı olarak
göçebe oğuz kabilelerine de verilmiştir. Belki
de ibn-i kesir ve mehmet neşri'nin söylediği
gibi Türkmen (Türk ve dinlerden) oluşan birleşik
bir kelimedir. Ayrıca Türk musanniflerinden olan
hüseyin hüsamettin görüşünü açıklayarak şöyle
söylüyor; (man) büyüklük ihtişam anlamına gelir.
Böylece genel anlamı büyük Türk olur. Önemli
olan diğer görüşler ise Türk dil bilgisi
kurarlarına dayanarak, men-man adetleri
Türkçe'de büyüklük, sonsuzluk, çokluk ve saflık
anlamına geliyor. Kısaca birleşik turkmanend
kelimesi (asil Türk) yada (safkan Türk) anlamına
gelir. Necip asım fira ise şöyle söylüyor;
Türkmen kelimesi (Türk+man) dan oluşmuş olup
Türk adamı yada Türk savaşçısı anlamına
gelmektedir.
3.Türkmen boylarının ad ve yurtları
Oğuz boylarının tekil ismi daha eski bir biçimde
ortaya çıkmıştır. Bunlardan mahmut kaşfir
kitabında "salur yerine salgır ve yazir yerine
yazgir" gibi ifadelere yer vermiştir.. Bu
boyların sayısı ise reşiddedin fazıl
el-hemezani'nin kitabında ortaya çıktığı gibi 24
boydur. Ama mahmut kaşfir'in kitabında bu boy
adlarının sadece 21 tanesi gözükmektedir. Kalan
üç boy'dan ise reşideddin, birli, korik ve kakın
biçiminde bahsetmektedir. Böylece reşideddin
fazil el-hamezani tarafından anılan boy adı 24
tanedir. Bu sayıyı birçok Türkmen efsaneleri
ortaya çıkarmıştır. Mahmut kaşfiri'ye göre ise
21 boydur. Aslında bu boyların sayısı 24 boydur
ama İslamdan önce diğer boylardan üç boy
ayrılarak boğaz halkını oluşturulmuştur. Türkmen
adı moğol döneminde oğuz adı yerine
kullanılmıştır. Oğuz kelimesinin m.12nci
yüzyılda kullanması fazla yaygın idi. Reşideddin
veya mahmut kaşfiri bu boyların yurtları
hakkında hiçbir bilgi vermemişlerdir.
Tak-yak ve yazgır yada yazırhım boyları h.6
yüzyıl sonunda belirli yurdu olan en eski
boylardandır ve konut yerleri balkan
doğusundadır. Oğuz topluluklarından olan
Türkmenler Irak'a girdikten bu yana 22 boya
ayrıldılar. Bu boylar da (kınık, kıyığ,
bayındır, rafa, silferi, afşar, bekitla, bekder,
bayat, yezgir, aymer, kırablık, akder, eked,
tutraka, avleyin, dilğ, tükır, bıcık, guldu,
cepni ve çırıklığ).
Ebu battuta ise osmanlılar Türkmen adı ile
söylenmiştir. Halim el-zahiri'de (h.9) m.15.
Yüzyılda (bıroklimat arap edebiyat ve tarihçisi)
kitabı için gazze'den diyarbakır'a kadar
memlükler imparatorluğunda yaşayan Türkmen
boyları adını bir bir yazıdan almıştır.
Diyarbakır bölgesindeki dulkadir boyu da halil
el-zahiri'nin andığı gibi Türkmen boylarından
siyasi varlığa sahip olan tek boydur. Gerçekten
asya batısında akkoyunlu ve karakoyunlu
devletleri hariç diğer Türkmen devletlerinin
hiçbir siyasi rolü olmamıştır. Ayrıca moğol
dönemine kadar eski put tapanlığını koruyan orta
asya'daki Türk halklarından olan Türkmen
boylarınında bir rolü vardı. Ama bu boyların
kalkınması diğer geçebe uluslar gibi tekil
kişiler çabasına dayandığı için adları geçmemiş
örneğin saek. Oymağı ki halen 1651 yılında
öldürülen komutanlarının adına dayanarak
kendilerine bir ad vermişlerdir. Irak'taki
Türkmenler Türk boylarının bir karşımıdır.
Özellikle oğuz ve el-gazi boylarının. Bu boylar
sayısız dalgalar şeklinde değişik dönemlerde
kazvin denizi ile batı çin sınırları arasına
düşen orta asya'dan gelmişlerdir. Ayrıca
milletler komisyonu tarafından musul vileyetinin
dönüşünü incelemek için verilen raporlara
dayanarak m.11 yüzyılda çihon ırmağını aşıp
İslam'i bilen Türkler, Türkmen adını
almışlardır.
İkinci ünite
1.Irak'ta Türkmenlerin tarihi kökeni
Büyük sultani yolu üzerine düşen ve Türkçe
konuşan köy ve şehirlerin halkı Türkmen ırkından
olan Irak halkı olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca
kerkük maddesi başlığı altında İslam bilginler
dairesinde şöyle yazılmıştır.
Bu Türklerin varlığı belki de osmanlı fethinden
önceye dayanır. Ama asılları m.9ncu yüzyılda
abbasi halifeleri tarafında kurulan Türk
garnizonlarına (1037-1187) yılında selçuk
sultanları, (1117-1197) yılında Irak selçukları
yada (1114-1232) yılında erbil'deki bektekin
atabeyliği dönemlerinde yapılan hicret
hareketlerine dayanmaz. Buralarda yaygın olan
sünni mezhebini görüyoruz. Özellikle osmanlı
döneminde iki merkez olan kerkük ile kifri ve
erbil'den daha yakın olan altınköprü
şehirlerinde Iraklı tarihçi Irak'taki Türkmen
varlığını aşağıdakilere dayandırıyor:
A.Anadolu'dan Irak'a büyük selçuk oğullarının
gelişi.
B.Timurlenk eline geçen 100,000 Türk tutsağın
torunları.
C.Sultani yolunu korumak için 1512-1566 yılında
birinci sultan selim (yavuz) ve birinci kanunu
süleyman döneminde gelenler.
D.1502-1524yılında şah ismail el-safevi
tarafından Irak işgali esnasında askeri garnizon
olarak toplanan azerilerin torunları.
E.Son olarak bazı incelemelerde, 1730-1747
yılında (nadir şah) tarafından inşa edilen azeri
garnizonlara yerleştirilenlere dayandığı
söyleniyor.
2.Irak'ta Türkmen varlığın ilk tarihi
başlangıçları:
bazı tarihçiler Irak'a Türkmenlerin gelişini
şöyle anlatılar. Türkmenler Irak'a büyük
topluluklar halinde hicret etmişlerdir. Bu
hicret horasan'a vali olarak gelen "übeydullah
bin ziyat" döneminde yani h.54 yılında
geçekleşmiştir. Bu dönemde müslümanlar ordusu
(orta asya)'da kıncari ve semerkant gibi Türk
diyarlarında İslam dinini yaymaya başlamıştır.
Ünlü tarihçi tabari şöyle söylüyor, übeydullah
h.54 yılının rebiü-evvel ayında, cihon ırmağı
yolu, necari sonra bekend bölgelerine
saldırılarda bulunmuştur. Türkmenler'de (kabeç
hatun) kraliçesinin komutanlığında şiddetli bir
savunma yaparak yiğitlik ve silahları iyi
kullanma yeteneklerini sergileyerek übeydullah'ı
hayran bIrakmışlardır. Übeydullah da sonunda
işlerinden 2000 okçu ve savaşçı seçip Irak'a
göndererek basra'da yerleşmelerini sağlamıştır.
Bu savaşçıları da übeydullah basra'daki Irak
limanına yapılan dış saldırılara ve yemen'de
isyan eden oymakları bastırmak amaçları ile
kullanmıştır. Ayrıca bu Türkmenler, araplarla
karışıp kuran'i kerim'in dili olan arapça'yı
öğrenmişler ve allah'ın rızası için İslam
düşmanları ile savaşmaya başlamışlardır. Yazılı
belgeler, übeydullah bin ziyat'ın, Türkmenleri
askeri yerlere girdirip basra'daki Irak limanını
kurmak ve iç isyanını bastırmak gibi işlerinde
kullanan ilk arap önder olarak belirtirler. İbni
hırdazebe şöyle söylüyor, übeydullah bin zahir
horasan'a vali olduğu dönemde halifenin isteği
üzere Türkistan'ın değişik yerlerinden yılda
2000 Türkü Irak'a gönderirdi dolayısıyla büyük
sayıda Türk Irak'ta yerleşip Irak halkı ile
kaynaşmış oldu. Böylece Irak'a Türkmen hicreti
askeri nedenlerden dolayı devam etmiştir. Daha
sonra Irak'ta yerleşip ticaret, sanayi, ziraat
ve siyaset gibi değişik işlerde çalışmışlardır.
İşlerinde emanet ve katkısızlık olan Türkmenler
emevi devletin ilgisini çekip büyük bir kısmı
orduda önemli askeri görevler işgal etmiştir.
Sonuçta Türkmenler Irak'ta, emevi döneminden bu
yana Irak ve arap tarihinde önemli bir rol
almıştır. Ayrıca tabari şöyle söylüyor. Yezit
h.132 yılında bir çok ay süren kuşatmadan sonra
vasıt şehrinde cafer-el mansur'a tam 2300 Türk'ü
ele geçirmiştir. Türkler, emevi ordusuna hizmet
edip bir çok önemli makamlar işgal etmişlerdir.
Abbasi döneminde ise bilgiç mustafa cevat şöyle
söylüyor; "emevi liderleri Türkleri kendilerine
yakın ettiği gibi abbasiler de öyle yapıp
propagandaları Türkistan ve orta asya gibi Türk
diyarına yetişmiştir. Ayrıca tarih sayfalarında
anıldığı gibi emevi devletinin dağılması
sonucunda Irak'ı fetih eden ordunun çoğu Türk ve
horasanlılardan oluşurdu. Böylece Türkler bir
birini takip eden dalgalar şeklinde Irak'a girip
abbasilerin çatısı altına girerek Irak halkı ve
Irak'ta olan Türkler kaynaşmışlardı. H.145
yılında halife ebu cafer el- mansur (bağdat)
şehrini yapıp devletine başkent olarak
tanıdıktan sonra Türklere de özel konut yerleri
tahsis etmiştir.
Mansur şehri dört mahallerden oluşmakta idi. En
önemlisi el-harbiye mahallesi ki adı Türk
halkına mensup olan harp bin übaydullah'a
dayanırdı. Harp bin übeydullah'ı kendine yakın
eden el-mansur bağdat polis teşkilatının yönetim
görevini ona verdi ve daha sonra aynı görevi
musul'a taşındıktan sonra aldı. Ayrıca el-
harbiye halkının çoğu Türk ve farslar'dan
oluşurdu. Halife harun el-reşit de Türklerin
harbi yeteneğinin farkına varıp kendi ordu ve
bekçi teşkilatına almıştır. Abbasiler tarihine
de bakıldığında Türkmenlerin ne kadar önemli
makamları işgal ettikleri görülmektedir. Ayrıca
abbasilerin sekizinci halifesi olan mutassam'ın
yirmi Türk okçusu vardı. Böylece Türklerin Irak
halkı ile yaşam, muamele ve hayatın diğer
işlerinde ne kadar kaynaştıkları gözlenmektedir.
Türklerin abbasi devletinin tarihinde çok önemli
ve hassas rollerı vardı. Hepsi şan dolu ve yurt
edindikleri vatana karşı hizmet dolu idiler.
Ayrıca tarih bu vatandaşların katıksız ve vefa
dolu rollerini bahsederek anıyor. Abbasi
halifesi olan harun el-reşid'in oğlu mamun'e ait
bekçilerin çoğu Türkmenlerden oluşurdu. Bilgiç
şeyh mehmet rıza el-şebibi Irak'ın tarihçesi
ibin el-kuti adlı kitabında şöyle söylüyor;
mezopotamya, sa'ad, el-şaş, asrusane ve
el-sahaniyan Türklerinin başlarındaki şehzadeler
İslam'ı din edinmeye gayret etmişlerdir. Mamun
h.218 yılında vefat ettikten sonra kardeşi
mutassam hilafeti almıştı. Görev başına geçen
mutassam devlete mamun hilafeti döneminde
yapılan bir çok devrim ve görevleri bastırmalı
idi. Mutassam, hilafet başlangıcında, karşı
karşıya kaldığı bu devrimleri bastırmak ve
güveni sağlamakta ordunun ne kadar önemli
olduğunu ona anlattı. Çünkü ordu halifeler
elinde temel bir unsur gibi idi. Ama mamun ile
kardeşi emin arasında olan çekişme ve meydana
gelen olaylar ortaya ayrılık çıkmasına neden
oldu. Mamun oğlu abbas da hilafeti istediğinde
ordu'ya yönelik isteğini pekiştirdi. Mutassam da
bu hareketi bastırması için bir güç kaynağı
aramaya başlamıştı. Bu kaynak da Türkler
olmuştu. Ayrıca birçok arap musannifleri
Türklerin savaştaki yeteneklerinden bahsederek
aralarında dedikodu ve kendini mala kaptırmayıp
düşmanlara kahramanca saldıran" kişilerin
bulunduğuna işaret etmişlerdir. Mutassam'ın
Türklere bir başka önem verdiği biliniyor.
El-yakubi şöyle söylüyor; mutassam, mamun
zamanında semerkant'a özellikle Türkleri almaya
getmişti. El-mesudi de şöyle söylüyor; mutassam
Türkleri alıp çeşitli elbise ve altın takılarla
süslerdi. Abbasilerin Türklere önem verme sebebi
soylarına dayanırdı ve abbasi halifeleri devlete
isyan eden oymakları bastırmak için Türkmenleri
kuzey azarbeycan'ın çeşitli bölgelerinden
getirip bağdat'a ve ona yakın olan bölgelere
yerleştirmiştir. Geçen bilgilere dayanarak
mutassam Türkleri kullanan ilk halife değildi.
Çünkü krallık döneminde sayıları 4000 olan
Türkler İslam'ı din bilip kral'ın özel korucusu
olarak çalışlardı. Dolayısıyla halife mutassam
büyük bir şekilde abbasi döneminde hicret ve
yerleşmeleri durmayan ve sayıları artan Türklere
itimat etti. Birleşme ve deneme aşamasında,
Irak'ta Türkmenlerin yerleşmesi için uygun bir
ortam yaratıp bu akınların diğer uluslar
arasında erimesine neden olmuştur. Belki de bazı
insanlar Türkmenleri m.1534 yılından bu yana
Irak'ı yöneten osmanlı devletinin kalıntısı
olduklarını sanırdı. Ama gerçek böyle değil
çünkü Irak'ta Türkmen tarihi bundan daha uzak
bir döneme dayanır. Ayrıca görüldüğü gibi
Irak'ta Türkmen varlığı h.54 yılına dayanır.
Irak'ta osmanlı varlığı ise h.941 yılına dayanır
o takdire Irak'ta Türkmen varlığı ile
osmanlıların girişi arasında tam 900 yıl vardır.
Ayrıca tarihi olaylar, bazı araştırmacıların
uydurduğu gibi Türkmenler osmanlı devletinin
kalıntısı olmadığını pekiştirmiştir. Bağdat
tarihine bir göz attığımız zaman Türkmenlerin
yaptıkları büyük hizmetleri görebiliriz.
Bunlardan ebu sait el-huvarızmi el-Türkmani
tarafından yapılan ebu hanife imame okulu,
mofakiya okulu, sultan camii okulu, zirek okulu
ve murcaniye okulu. Bu da abbasi devleti
tarihinde, Türkmenlerin ne kadar önemli bir rol
oynadığına kanıttır.
3.Büveyhi devleti döneminde Türkmenler:
büveyih oğullarına mensup idiler. Söylendiği
gibi (carrier) yük taşıyan olarak çalışan
büveyih oğulları kazvin denizinin batı güney
yönlerinde yaşayan deylem halkındandır. Büveyih
oğulları bölgede olan hilafetin zayıflamasından
faydalanarak ve çiftçilerinden yardım alarak
deylem dağların üzerinde geçip daha sonra
otoritesini gelişletip iran yaylasını da içine
almıştır. Buveyh vefat etikten sonra üç oğlu
sırasıyla hilafet'in başına geçmişlerdir.
Bunlardan biri mu'az el-devel ki ordusu ile
bağdat'a doğru yönlenip otoritesini eline alıp
halifeyi sadece şekli vücut bIrakmış ve bazı
yönetim güçlerini ele geçirmiştir. Orta doğudan
olan beyliklerin, aralarındaki özel problemlerle
meşgul olmaları buveyh oğullarına yol açmış
Irak'ın ahvaz bölgesinden güneye doğru
ilerleyip, daha sonra bağdat'ta girmesine izin
vermiştir. Ama kuzey Irak'ı işgal etmesini
başarmadılar. Çünkü hamadaniler, bizans ve diğer
beyliklerle uğraşmasına rağmen buveyh oğulları
akını durdurmayı başarmıştı. Ancak azadul devle
musul'u ele geçirip hamadani beyliğini halep'te
kuşatmıştır. Buveyh devleti oymaksal bir
temelden oluşmuştur. Mülkleri ise oymağa aittir.
Baba mirası en büyük oğluna kalır ama diğer
kardeşlerin mülke karışma hakkı yoktur. İmadul
devle en büyük oğludur. Mülkü sadece şirazdan
oluşmuştur. Kardeşi rüknül devle'ye sulama
işlerini vermiştir. Bağdat ise muizzül devle
mülkünde idi. Ayrıca azadül devle yeniden
atabeyliği birleştirmek amacı ile kardeşlerin
mülküne el koyup kendine "şahnaşah" adını
vermiştir. Vefatından sonra buveyh oğulları
arasına ayrılıklar olmuştur. Gaztavin'in
oğulları sulama işlerine el koydu. Buveyh
oğulları kuvvetine ve Türklerden oluşan ordusuna
güveniyordu. Ayrıca atlıların çoğu Türklerden
oluşurdu. Buveyh oğulları abbasi halifeyi
görevde bIrakmışlar mülk ve otoritesini elinden
alıp ona sadece bir az yetki vermişlerdi.
(örneğin savaş ilan etmesi ve dini işlerle
uğraşması). Buveyh oğulları bağdat'a geldiğinde
bağdat'ın durumu çok kötü idi ve bazı buveyh
şehzadeleri bağdat'tan sonra önemli merkezler
sayılan vasıt ve basra'da otuyorlardı. Buveyh
oğulları mezhebe dayalı bir siyaset kullanarak
kendilerine şii mezhebini seçtiler. Ayrıca
bilindiği gibi azerbaycan'dan gelen Türkmenler
şii oldukların için buveyh oğulları ile
ilişkileri daha güçlendirilmiştir. Anlıdığı gibi
Türklerin Irak'a hicret etmesi değişik
zamanlarda kesilmeden davam etmiştir. Büveyh
oğullarından olan muizzül deyle h.335 yılında
bağdat'ı işgal etmeden 10 yıl önce, becke
komutanlığında ve "tozun yoruf mehmet yanal"
liderliğinde Irak'a çok sayıda Türk gitmiştir.
Onları karşılayan "mehmet ibin raik" vasıt
şehrindeki askerleri arasına almıştır. H.334
yılında bağdat'ta giren muizzül deyle'nin ordusu
Türk ve deylemlerden oluşurdu. Ayrıca Irak'a
gelen Türkler büveyh devletin dönemine kadar
Irak'ın orta ve güneyini kendilerine yurt bilip
içinde konut yerleri yapmışlardır. Özellikle
samarra, musul, kerkük, erbil, tikrit ve diğer
yerlerde ibin el- sirde şöyle söylüyor h.433
yılında Irak'a "Iraklı gaza" adı ile tanılan bir
Türkmen akını yapıldı. Tarihi kaynaklarda bu
Türkmenlerin aslının azerbaycan'dan Irak'a gelen
balkan Türkmenlerinden olduğunu söylüyor.
Başlarında ebu mansur süleyman ibni nasır
bulunmaktadır. Irak'ta Türkmenlerin nüfuzu
artıp, haberleri yayıldıktan sonra yine bir çok
Türk boyları bağdat'a yönlenmeye başladı. Hatta
h.350 yılında bir defada tam 200,000 Türk
müslüman olmuştur.
4.Selçuklar döneminde Türkler:
önce selçuk oğulların geçmişini ve hangi boya
mensup olduğunu bilmemiz gerekir. Mahmut kaşfiri
el-coğrafi şöyle söylüyor; afganistan
sınırlarını konut bilen Türkler o tarihte
bölünmüşlerdi. Ayrıca tarihçiler selçukların
mensup olduğu ve hu innekenu ile 24 boydan
oluşan fezzat boyu arasında bir ilgi bulmaya
çalışıyorlardı. Bunlar da m.ö. 1200 yılında çin
batısındaki bölgeleri silip süpürdüler. Ama
m.215 yılında çinliler tarafından yenilerek
batıya doğru kaçıp avrupa kuzeyini silip
süpürdüler. Daha sonra el-honyada el gaz adını
alarak asya'da kalıp çoğaldılar ve m. 8nci yy.
Başlarında arap fetihleri döneminde Türk adı ile
bilinmişlerdir. Selçuk oğulları m. 689 yılında
diğer gaz boyları ile birlikte mezopotamya
diyarına girmişler ve m. 712 yılında orta
asya'nın batısı üzerine tamamen gitmişler, daha
sonra semekant'a doğru ilerlemişlerdir. Bu
boyların bazıları bölgede sürekli şekilde
oturmasını bilmelerine rağmen çadırlarda
yaşamlarını ilerletip semerkant'ın iç ve
çevrisinde yaz mevsiminde yerleşmeye
başlamıştır. M. 10ncu yy.da aşağı sardarya
ırmağının en canlısı gaz boyları olmuştur.
Ayrıca selçuk oğullarının selçuklara mensup
krallık sülalelerinden olduğu anılmıştır. Selçuk
oğulları m. 956 yılında Türkistan ovalarından
inip mezopotamya'da yerleştiler ve İslam dinini
kabul eden selçuk oğulları güçlü şahsiyet ve
istekleri ile etkin bir varlık kurmasını
başarmışlardır. M. 1055 yılında tuğrul bey
komutanlığında büyük bir Türkmen gaz akını
Irak'a girmiştir. Tarihçi mustafa cevat onları
işaret ederek şöyle söylüyor; selçuklular Irak
toplumunda büyük bir role sahip idiler. Çünkü
gaz adamları selçuk oğulları askerleri, Irak'a
tek tek yada topluluklar halinde girmişlerdir.
Belki de fetih döneminde akın şeklinde girip
içinde kral gibi yaşamışlardır. Daha sonra
Türkmenlerin Irak halkı ile karışıp görevleri
yükselerek köyleri mülk edip musul, kerkük gibi
bir çok atabeylikler kurmuşlardır. Bu
atabeyliklerden mardin'deki artek oğulları
atabeyliği ve çevresi, musul atabeyliği,
erbil'deki küçük zeyneddin oğullarının
atabeyliği, kerkük'teki kaftan oğulları
atabeyliği, diyarbakır'daki arslan bamer
atabeyliği, azerbaycan'daki dağ atabeliği,
sirazuma'daki selferiye atabeyliği ve hamrin
dağlarındaki ayukaye atabeyliği gibi ...
Atabeylik sistemin tanımı :
atabeylik Türk atabek kelimesinden alınan bir
sözcüktür. Türkçe bir laf olan bu sözcük baba
anlamına gelen ata ve şehzade anlamına gelen bek
kelimesinden olmuştur. Toplam anlamı da şehzade
baba oluyor. Bu lakabı da selçuk sultanları,
çocuklarına eğitim veren kimselere takmıştır. Bu
adla anılan ilk kişi de bakan nizam
el-melik'tir. İslam dünyasında selçuk
hükümdarları atabeyliklerle ün kazanmıştır. En
önemlisi m.1128 yılındaki imadeddin zengi
tarafından kurulan musul atabeyliğidir.
5.Musul'da atabeylik devleti :
ak senker bin abdullah'ın oğlu imadeddin zengi,
sultan melik şah bin alparslan'ın arkadaşı idi.
Alparslan'ın vefatından sonra sultanlık, oğlu
melik şah'a geçmiştir. Melikşah ak senker ile
arkadaşlığını koruyup kendine yakın ederek bir
çok işlerinde ona itimat etmiştir. Makamı
yükselip "devlet kasimi" lakabı ile anılan ak
senker h.480 yılında halep, hamah, menbeç ve
lazkıye'nin idaresini aldı. H.521 yılında musul
idaresini ele geçiren imadeddin zengi selçuklu
devletinden olan sistemlere dayanarak
atabeyliğin idari ve askeri yönlerini düzeltmeye
yöneldi. Ayrıca musul'da bulunan atabey cabir
kalesini kuşatırken h.541 yılında tanrı
rahmetine kavuşmuştur. Böylece bu beylik hükmü
m.1127-m.1223 yılına kadar devam etmiştir.
M.1223 yılında bedrettin lulu musul'daki el,
zengi ailesinin son krallık hükmünü çözmüştür.
Musul, atabeylik devleti döneminde İslam
dünyasının önemli devletlerinden biriydi. İlim,
bilgi, sanayi, ziraat, ticaret ve reform
yönleriyle gelişip dünyanın en ünlü
devletlerinden biri olarak sayılmıştır. Ayrıca
musul'da olan eski medeniyet izleri hala
durmaktadır.
6.Erbil beylik atabeyliği:
bu atabeylik musul ordusunun lideri şehzade
zeynettin ali küçük tarafından kurulmuştur. Bu
zat atabeylik yardımcısı olarak siyaseti
yönlendirmekte idi. Her devlet kendi sınırlarını
dış tehditlere karşı savunmak zorunluluğu
prensibini musul atabeyliği kurucusu da
kullanmıştır. Musul atabeyliğini, doğu dağlar
bölgesi ile fars diyarından ayıran erbil
şehrinin böyle bIrakılmasını doğru bulmayıp m.
1117-1130 yılında sultan mahmut ile anlaşma
kurarak erbil şehrini teslim almıştır. Musul
atabeyi imadettin zengi de erbili şehzade
zeynettin ali küçük'e teslim etmiştir. Ayrıca bu
şehzadenin musul atabeyliğini kurmasında etkin
bir rolü vardır ki bu ilgi imadettin zengi ile
güçlenerek musul atabeylik kuruluşunun ikinci
yılında yani h. 521 yada h. 522 yılında zengin
erbil'i fethedip zeynettin ali küçük'e
vermiştir. M.1146 yılında zeynettin ali küçük,
atabeylik bakanı olan cemalattin el-asfahani ve
selahattin el-yağısyani yardımı ile tahtı
savunarak sultan mahmut'un oğlu alparslan
güçlerine karşı koymuştur. Zeynettin ali
küçük'ün isteği üzerine tahta oturan imadettin
zengi'nin büyük oğlu seyfettin gazi m. 1149
yılında bir hastalık nedeni ile hayata veda
etmiştir. Seyfettin gazi'den sonra kardeşi
kutbeddin mevdud tahta gelip zeyneddin ali'yi
yardımcısı olarak tayin etmiştir. Zeynettin ali
küçük de atabeylik devletinde ve memleket
idaresinde büyük bir nüfuza sahipti. Erbil'i
zeynettin'in yerine vekaleten m. 1164 yılına
kadar abu mansur şerftekin el-zeyni ve
m.1164-1175 yılına kadar mucahidettin kaymaz
el-zeyni yönetmişlerdir. Daha sonra zeynettin
ali küçük erbil'deki tüm mülklerini musul
atabeyliği başında bulunan kutbettin mevdu'da
vermiştir ve m. 1168 yılında erbil'de vefat
etmiştir.
7.Kerkük'teki kapçak beyliği :
bu atabeyliğin kurucu ve hakimleri Türk
oymaklarından olan ivakıya yada ivaeye
Türkmenlerindendir. H.7 yüzyılda azarbeycan'nı
ele geçirip içinde uzun zaman oturmuştur. Ama h.
623 yılında havarizim şah celalattin fikbırti
azarbeycan'da olan idareyi yok etmeği başardı.
Bu beyliğin, tam olarak tarihi ve kurucusunun
adı belli değildir. Ama selçuk ordusu ile
beyliğe giren kapçak bin arslan taş el-Türkmeni
şehzade olarak kabul edilmiş dolayısıyla adına
olan bu beyliğin kurucusu olarak tanınmıştır.
İbni esir bu beylik hakkında yazılanlara göre
şehrezür ve çevresinde bulunan kaleler için emri
kapcak bin arslan taş el-Türkmeni'nin elinde
olduğunu belirtmiştir. Kapçak beyliği şimdiki
kerkük ve süleymaniye bölgelerine düşer. Kapçak
şehzadeleri kışı kerkük'te, yazı şehrezur'de
geçirirdi. Ayrıca imadettin şehrezur, bölgesini
bir bütün olarak babası olan seyfettin gazi'ye
tahsis etmiştir. Cabir kalesini kuşattığı
sıralarda öldürülen imadettin'den sonra vekili
zeynettin ali küçük krallığı teslim almıştır.
Daha sonra musul atabeyliğinin emri üzerine
şehrezur Türk şehzadelerine boyun eğdi. H.563
yılında musul vekilliğinden ayrılan zeynettin
ali küçük şehrezur atabeyliğini yazan'a
bIrakmıştır. Oğlu şehabettin mehmet bin yazan
mücahidettin kaymaz ve seyfettin gazi arasında
olan hilaf nedeni ile seyfettin'i ortadan
kaldırdı. Ayrıca tarihi olaylar, şehzade
izzettin hasan bin yakup bin arslan taş
el-Türkmani el-ivayi atabeylik devletinden
ayrılarak gücünü geri almış ve halife nasır
lidinillah'ın kurucuğun da yaşamıştır. H.555
yılında kerkük'te olan izzeetin hasan el-kapçak
halife nasır ordusundan kaçan sultan üçüncü
tuğrul bin arslan bin tuğrul ile birleşerek
yaklaşık 50,000 Türkmen askerle aşne ve
urumiye'ye doğru yönlendiler ama yenilerek
kerkük'teki şehzade izzettin hasan bin kapçak'a
ait olan karhani kalesine dönmüşlerdir. Öte
yandan sultan tuğrul oraları terk ederek yurduna
geri döndü. Muzafferettin gökbörü'de kendini
kapçak beyliğine yakın hissederek şehzade
izzettin'i tutuklayıp beyliği ele geçirmiştir.
Üçüncü ünite
Irak'ta bağımsız Türkmen hükümetleri:
1.Celayir hükümeti:
m. 1258 yılında hülagü bağdat'ı işgal edip
Irak'ı geniş ilhanlı memleketinin bir vilayeti
olarak içinde almıştır. Tabi o dönemlerde bu
terim horasan bölgesini, acem Irak (dağlık
bölge), arap Irak, azerbaycan, hozistan, fars,
diyarbakır, küçük asya ve diğer bölgeleri
kapsardı. Sultanlık dönemi sonlarında merkezi
hüküm kaldırılıp bölge idare sistemi
kurulmuştur. Nüfuzları altındaki bölgelerde
fiili güç sahibi olan şehzadelerin rolü
görülmüştür. H. 736 yılında sultan ebu sait'in
ölümünden sonra veraset yolu ile tahtı alacak
oğlu olmadığı için devlet bölündü. Arap, Irak ve
diyarbakır'ın bir bölümü şeyh hasan bin hüseyin
bin akbak'a bin eylaka nuyan el-celayiri'nin
nüfuzuna girdi. Büyük hasan niteliğini alan şeyh
hasan, celayir devletinin kurucusudur. Ayrıca
celayir devleti bir çok adlar almıştır. Büyük
dedeleri ayılkanuyan'ın adına dayanan ayılkaniye
ve febasi tarafından şeyh hasan'a dayanan şeyh
hüseyin'e adı verilmiştir. Celayir oymakları,
avnan ırmağı yakınında menğol yanı konut bilen
büyük oymaklardan biridir. Başında komutan olan
bir çok bölümden oluşurmuş. Onlar da turkıravut,
kanfeyavut, avyat, nilkan, kurkin ve tude.
Araştırmacılar bir çok değişik bilgiler vererek
bu kabilenin aslını karıştırmışlardır. Bazen
Türk uluslarından bazen de moğollu durliki
neslinden olduğunu söylemişlerdir. Aslında moğol
ve Türk boyları hakkında olan bilgiler tarihi
kaynaklar olmadığından dolayı yetersiz sayılır.
Ayrıca bu kabileler birbiri ile karışıp
kaynaşmışlardır. Celayirlerin son zamanlarda
moğollaşan Türk uluslarına mensup bir kabile
olduğunu söyleyebiliriz. Bu kabileye ait
cayulğan kısmı el- hatay oymakları ile yapılan
savaşta çok sayıda can kaybı olmuştur. Bazı
kişiler, Türk ve moğol kabilelerini idaresine
alan cengizhan döneminde önemli görevler almayı
başarmışlardır. Bunlardan kabile komutanı olan
mukli kuyanek ve ordu liderliğini alan cayıt ki,
torunları ile birlikte büyük han anlamında gelen
kuyanek lakabını kullanmıştır. Cengizhan değişik
kabilelerden oluşan ordusunu dağıtmaya
başladığında bu parçalama işi celayirleri de
etkilemiştir. Bir kısmı çin, moğolistan,
Türkistan, mezopotamya ve kabacan'a gitmiştir.
Diğer kısmı ise ilhanlılarla kalarak iran ve
Irak'a gelmiştir. Celayir şehzadeleri askeri ve
idari yönlerden yeteneklerini göstererek moğol
ordusunda önemli yerleri işgal etmişlerdir.
Örneğin on çocuk babası olan ayılkanuyan ordu
komutanı idi. Dokuzuncu oğlu ergun sultan ebu
sait döneminde horasan'a şehzade olmuştur.
Sultan ebu sait bahadır hanın ölümünden sonra
memleket için büyük hasan ile tatar şehzadeleri
arasında çekişme başlamıştır. Savaş rüzgarları
h. 736 yılına kadar esmeye devam etmiştir.
Oğuzlar tarafından destek gören celayirli büyük
hasan Irak'ta iktidara geçerek memleketin
onarımına başlamıştır. H. 757 yılında büyük
hasan vefat ettikten sonra oğlu sultan avis bir
zaman sonra memleketini genişletmek amacı ile
azerbaycan kralı olan hicuk aleyhinde bir
operasyon düzenlemiştir. Kendi komutanlığında
olan operasyon yardımcısı, rumlu murcan adlı
biri idi. Murcan bu durumdan yararlanarak
Irak'ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunu haber
alan avis ateş püskürecek bir halde bağdat'ı
kuşatıp içine girmeyi başarmıştır. Avis,
murcan'ın tutuklanarak öldürülmesini istedi.
Ancak bağdat'ın görgülü bilim adamları avis'e
ricada bulunarak affetmesini istemişlerdir. H.
776 yılında avis vefat ettikten sonra oğulları
(hüseyin, hasan, ismail, ali, ahmet) sultanlık
için kendi aralarında çekişmişlerdir. Hüseyin
kardeşlerini yenerek sultanlığa geçmiştir. Fakat
aralarında çekişme hiç sönmemiştir. Çünkü kısa
bir süre sonra ali hüseyin'in tebriz'de
olduğundan yararlanarak bağdat içlerine
gelmiştir. Bunu haber alan sultan hüseyin
kardeşi ahmet liderliğinde büyük bir orduyu
bağdat'a göndermiştir. Savaşı kardeşi ali
aleyhinde kazanan ahmet daha sonra hüseyin
tarafından bağdat'a vekil olarak tayin
edilmiştir. Uzun bir zaman geçmeden ahmet
kardeşi sultan hüseyin aleyhinde olarak Irak'ta
bağımsızlığını ilan etmiştir. Daha sonra güçlü
bir operasyon düzenleyerek tebriz'e yürüyüp
h.785 krallığı almış ve kardeşi hüseyin'i
öldürmüştür. M. 1393 yılında sultan ahmet,
bağdat'ı işgal eden timur korkusundan şam'a
sığınmıştır. Timur de Irak'ın kalan şehirlerini
işgal ettikten sonra mesut sebzadari'yi yardımcı
olarak tayin etmiştir. Sonra m. 1393 yılında
arap kabilelerinin yardımı ve mısırlı sultan
desteği ile sultan ahmet dönerek mesut
sebzedari'yi bağdat'tan kovmuştur. Ama timur'un
fetih ve batıya doğru ilerleme haberleri onu hep
sarsmıştır. Dolayısıyla m. 1399 yılında kara
mehmet'in oğlu kara yusuf ile rum diyarına
yönelmişlerdir. Timur 27 zilkadre m.1399 yılında
bağdat'ı iki ay kuşattıktan sonra ikinci defa
olmak üzere işgal etmesini başarmıştır. Şehri
yok ettikten sonra terk etmiştir. O sıralarda
rum tarafından dönen sultan ahmet, dağılan
üyelerini toplayıp kabileleri zorlayarak şehrin
onarılmasına başlamıştır. Ancak timur
kuvvetlerinin durmayan saldırıları, şehzadelerin
baş kaldırması ve kara yusuf ile aralarındaki
anlaşmazsızlıklar gibi bir çok nedenlerden
dolayı Irak'ta otoritesinin zayıflamasına neden
olmuştur. M. 1402 yılında kara yusuf bağdat'ı
işgal ettiği sıralarda sultan ahmet yine şam
diyarına kaçmayı başarmıştır. M. 1403 yılında
timur kuvvetleri tekrar bağdat'ı işgal etmiştir.
Bu arada kara yusuf da şam'a kaçmıştır. M.
1398-m. 1405 yılları arasında mısırlı sultan
nasır fereç bin bekük kara yusuf ile sultan
ahmet'in tutuklanma emrini vermiştir. Ancak m.
1404 yılında timur'un vefatı ile birlikte
serbest bIrakılmışlardır. Serbest olan kara
yusuf tebriz'e gitmiş. Sultan ahmet de bağdat'a
yönelerek 5 muharrem m. 1405 yılında fethe
başlamıştır.
Celayir devletin yıkılışı: h.813 yılında kara
yusuf ile sultan ahmet arasındaki
anlaşmazsızlıktan dolayı savaş rüzgarları esmeye
başlamıştır. Tebriz yakınlarında meydana gelen
bir savaşta kara yusuf tarafından esir alınan
sultan ahmet'in serbest bIrakılmasına karşı
anlaşmaya varılmış ve memleketinden vazgeçmek
zorunda kalmıştır. Ancak kara yusuf sözünü
yerine getirmeyip sultan ahmet'i öldürerek
celayir devletine son vermiştir. Ama bazı
kaynaklar sultan ahmet'in kaçarken öldüğünü
söylemektedir. Sultan ahmet'in ölümü ile 76
yıllık celayir devleti yıkılıp yerine Türkmen
devleti olan karakoyunlu devleti kurulmuştur.
2.Karakoyunlu devleti :
karakoyunlular, eskiden Türkistan batısında
yaşayan Türkmen bir topluluktur. M. 1284 yılında
başkanları argon döneminde azarbeycan'a göç
etmişlerdir. Sonradan bu topluluk
akkoyunlular'dan ayrılarak erzincan ve sivas
bucaklarına yönlenmişlerdir.
Akkoyunlu topluluğu da musul ve diyarbakır
yörelerine doğru yönlenmiştir. Bu sıralarda
kabile başkanı, m. 1373 yılında celayiri sultan
avis'e mensup olan biram havacı idi. Biram
yapılan savaşlarda destek verdiği sultanının
ölümünden sonra yani h. 776 yılında ortalıktaki
durumdan faydalanarak h.778 yılında musul'u dört
ay kuşattıktan sonra sıncar, telafer ve
azerbaycan'ın bazı yerlerini egemenliği altına
almıştır. Biram havaca h.780 yılında vefat
edince başkanlığı kardeşi murat havaca almıştır.
Anacak murat havaca, kısa bir zaman hüküm
sürmüştür. Çünkü beylik hükmü durmuş oğlu kara
mehmet'e geçmiştir. Kara mehmet, beylik
sınırlarını genişletmek amacı ile mardin hakimi
ile savaşa girmiştir. Daha sonra öldürülen kara
mehmet'ten sonra beyliği oğlu kara yusuf
almıştır. Beylik, kara yusuf döneminde çok
güçlüydü. Ayrıca bu şehzade, beyliği timur'un
oğlu mirnaşah'tan kurtarmak için arkadaşlarını
toplayıp büyük bir ordu kurarak mirnaşahla
tebriz yakınında buluşmuştur. Kanlı bir savaş
sonucu m. 1406 yılında kara yusuf,
topluluklarını bozguna uğratıp mirnaşah'ı
öldürmüştür. Timur Irak'ı terk ettikten sonra
kara yusuf nüfuzu aratmaktaydı. Daha sonra
celayiri sultan'ı ahmet'i öldürüp azerbaycan ve
Irak'ta yerleşmiştir. Kara yusuf'un oğlu mehmet,
celayiri sultan'ı ahmet'in h.814 yılında
gösterdiği siyasete dayanarak Irak hattına
yerleşmiştir. Babası kara yusuf ölünce mülkünü
egemenliği altına aldı. Ama kardeşi isban buna
razı olmayarak ayaklandı ve devrimi kazanarak
bağdat'a girdi. Şah mehmet de musul'a kaçıp
orada öldürmüştür. İsban'ın hükmü, ölüm yılı
olan h. 838 yılına kadar devam etmiştir. Daha
sonra kardeşi cihan şah, sultanlığı aldı. H. 870
yılında cihan ile akkoyunlu devletinin kurucusu
olan uzun hasan arasında savaş başladı. Büyük
bir güce sahip olan uzun hasan önemli yerler ele
geçirdi. Şah cihan vefat ettikten sonra oğlu
hasan ali, idareyi aldı. Döneminde mülkü azalmış
ve elinde sadece arap ile acem Irak'ı kalmıştır.
Buna rağmen ali hasan'ın hükmü fazla sürmedi.
Çünkü uzun hasan h. 874 yılında güçlü bir
saldırı hazırlayıp. Kuvvetini yıkarak Irak'ı
elinden almıştır. Böylece 60 yıllık kara koyunlu
devleti yıkılmıştır. Kara koyunlu devleti yok
olunca boyları da yok olmuştur. Kalanların ise
çoğu Türkmen boyları ile karışıp kaynaştı.
Diğerleri de toplanıp güç merkezleri
oluşturdu.(yukarı karakoyunlu, aşağı
karakoyunlu, orta harap, telre ate, kayımcı ömer
yazısı) bu köyler hepsi bir bucağa bağlıdır.
3.Akkoyunlu (bayındır devleti):
bu kabile de diğer kabileler gibi üstün olma,
söz sahibi olma yolunda hareket etmiştir.
Akkoyunlular, tatar ve moğol döneminde
diyarbakır ve ona yakın bölgelere
meyletmişlerdir. Tarihçiler, akkoyunluları oğuz
oğlu bayındır kazanın torunları olarak tespit
etmişlerdir. 22 kabileli oğuz oymağının bir
dallı olan akkoyunlular at ve koyun işaretine
özenirlerdi. Akkoyunlu lakabı ise taptıkları
beyaz koyuna dayanırdı. Diyarbakır ve yörelerine
yerleşen bu kabile, beylik ve bağımsızlığa
kavuşmak istiyordu. İçlerinde idareyi alıp
birçok düzenli yönetimler kuran ünlü insanlar
bulunmuştur. Ayrıca şehzade timur elinde eğitim
gören ve yolunu izleyip beylikler kuran
kişilerde vardır. Önderleri kara yusuf, yüce bir
makama sahip olmayı başarıp beylik direklerini
diyarbakır'da güçlendirmiştir. Torunu uzun hasan
döneminde de beylik gücü artıp akkoyunlu beyliği
ile rekabette girmiştir. M. 1470 yılında sultan
uzun hasan'ın oğlu maksut bey tarafından bağdat
fethedilerek daha sonra bayındır hükmü
başlamıştır. Yeni dönemde valiliği uzun hasan'ın
oğlu maksut almıştır. M. 1477 yılında uzun
hasan'ın ölümü ile bölgede gerginlik yaşanıp bir
çok isyan ve baş kaldırma hareketleri meydana
gelmiştir. Özellikle hükmü bir yıl sürmeyen
halife halil döneminde olaylar daha da
artmıştır. Fakat uzun hasan'ın torunu olan
şehzade ahmet durumu kontrol altına alıp kendini
sultan olarak ilan etti. Ama hükmü bir yıldan
fazla sürdü. Daha sonra Irak sultan murat
tarafından yönetilmiştir. Ayrıca bu boy uzun
hasan döneminde kendine uygun bir yer tutmayı
başarmıştır. Ama ne yazık ki hüküm süresi kısa
olduğundan dolayı halkı fazla rahat ve huzur
içinde yaşamamıştır.
4.Irak'ta Safevi devleti:
h. 914 yılında şah ismail bağdat'ı işgal
etmiştir. Hüküm ve idare yönlerinden deneyimli
olmayan safevilerin kurucusu sultan cined oğlu
şah ismail h. 890 yılında dünyaya gelmiştir.
Babası cined vefat ettikten sonra makamını alan
şeyh haydar'ı destekleyenlerin diğer insanlardan
farklı olmalarını sağlamak için 12 imamı temsil
eden 12 renkli kızıl taçları takmalarına karar
vermiştir. Bu da insanlar tarafından kızıl baş
adıyla anılmalarına neden olmuştur. M. 1514
yılında osmanlı ve safeviler arasında yapılan
savaş safevi şahın galip gelmesi ile sona
ermiştir. Safevilerin kökeni m. 1338 yılında
vefat eden şeyh sofi'ye mensup olan dini bir
Türkmen ailesine dayanır. Bu şeyh erdebil
azerbaycan yörelerinde dini yönü ile ün
kazanmıştır. Zamanla insanlar arasında bu
ailenin nüfuzu artarak karakoyunlu hükümetinin
ilgisini çekmiştir. Şeyh büyüklerine baskı yapıp
ak koyunlu komutanı uzun hasan'a sığınmalarına
neden olmuştur. Karakoyunlu devletin
yıkılışından sonra sofi ailenin durumu iyi
olmaya başlamıştır.
5.Moğol döneminde Türkmenler:
gerçek moğollar, mangolya adı ile bilinen tepede
büyümüşlerdir. Sınırları ise kuzeyde cobi çölü,
güneyde sibirya, batıda menşurye ve doğuda nay
ve hincan dağları arasında olan Türkistan'dır.
Ayrıca çin'deki tuhum bucağının tambat bölgesini
konut bilen moğolların bir Türk sınıfı olduğu
söyleniyor. Moğol ismi ise müslümanlar
tarafından çin ile menşurye arasında ve sibirya
güneyinde yaşayan bedevi uluslara verilmiştir.
Şimdi mangolya cumhuriyeti olarak bilinir ve
batıdan tay dağları ile doğudan hincan dağları
arasında olan doğu Türkistan'a kadar uzanır.
Ayrıca moğol ismi h. 4'ncu yıldan beri
bilinmektedir. Moğolların arasında dünyaya gelip
ünlü olan komutanlardan cengiz han vardı.
Hülagü'nün kendi döneminde ismail topluluğunu
yok ettikten sonra bağdat'taki hilafeti ortada
kaldırmak ikinci amacı idi. Çünkü mutassam
yönetimindeki abbasi hilafeti hülagü seferinden
önce zayıflamıştı. Moğol ordusunun gelişini
önceden bilen mutassam, durumu önleyerek adım
atamadı. Ayrıca mutassam döneminde bağdat'ı
işgal etmek isteyen moğol ordusu ile halife
ordusu arasında birkaç defa çatışma çıktı. Ama
işgal'i h. 656 yılına kadar başaramadılar.
Moğol işgalin ilk aşamaları'nda m.1219 yılında
cengizhan İslam dünyasını geçerek huvarizim
devletini işgal etti. Bu da mezopotamya ve
afganistan ile iran bölgelerinin çoğunu
kapsamakta idi. Ayrıca m. 1258 yılında torunu
hülagü, abbasiler başkenti olan bağdat'ı işgal
etmişti. M. 1221 yılından bu yana çin'den
rusya'ya uzanan moğol imparatorluğu Irak ve
çevresinde olan bölgeleri özellikle abbasilerin
kalesi olan huvarizim devletini tehdit ediyordu.
Ayrıca m. 1258 yılında yani bağdat işgali
sıralarında abbasi halifesi askeri ve siyasi
yönlerden moğollara karşı pek iyi sayılmazdı.
Çünkü çin, Türkistan, hindistan'ın bir bölümü,
iran, küçük asya ve rusya'ya kadar uzanan bu
büyük imparatorluk sahibi moğolların mal, silah
ve güçlü bir orduları vardır. Hilafet devletinin
sınırları ise m.1242-1257 abbasi halife mutasaam
döneminde tikrit'ten fav'a, hozıstan'ı kapsayan
halvan'dan ana'ya kadar uzanırdı. Ayrıca moğol
işgali döneminde en güçlü İslam devleti,
selçuklu devletin kalıntıları üzerinde büyüyen
huvarızım devleti idi ki sonunda şekilde de olsa
mezopotamya ve iran'ın birleştirmesini
başarmışlardır. Şehzadesi alaattin mehmet olan
bu devlet büyük mal, askeri araç ve gereçlere
sahip idi. M. 1199-1219 yılında mezopotamya ve
horasan krallarını yok edip bağdat'a saldırmak
istemişler, m. 1216 yılında kuvvetlerini
toplayıp Irak'a doğru yönlenmişlerdir. Ama karlı
bir fırtınanın kopması nedeni ile güçlü ordusuna
rağmen geri dönmek zorunda kalmışlardır. M. 1219
yılında devletini işgal eden moğollardan kaçarak
hazar denizi adalarından birine sığınıp hayatına
orada veda etmiştir. M. 1221 yılında moğolların
azerbaycan'daki mirağa üslerinden erbil'e doğru
ilerleme haberleri bağdat'a ulaşmıştı. Bağdat
halkını rahatsız eden bu haber halife nasır
lidinllah'ı da yıprattı. Musul ve erbil
sahiplerine yazı yazan halife nasır lidinllah
dukuk'ta toplantı yaptı. Erbil sahibi de musul
sahibi olan bedreddin lülü'den yardım istemişti.
Ama askerleri az olduğundan dolayı bir şey
yapamadılar. On yıldan sonra m. 1231 yılında
moğollar huvarızım devletini işgal edip m. 1231
yılında sultan celalettin menku berti'yi
öldürmüşlerdir. Böylece moğollar önünde Irak ve
asya batısının yolları açılmıştı. M. 1236
yılında moğol kuvvetleri erbil'i işgal etti.
Moğol ordusunun ilk hareketi hülagü'nün verdiği
emir üzerine cırmağan ve baycu liderliğinde
erbil ve musul yolu ile rum diyar'ından bağdat'a
yönelmek ve bölgeyi batı yönünden kuşattıktan
sonra doğudan gelen hülagü ordusunu beklemekti.
Hülagü'nün en iyi liderlerinden biri olan
kitubuk, yanına moğol kağanları (suncak ve
nuyan)'ı alarak loristan ve hozistan yolu ile
sol taraftan abbasiler devletin başkentine doğru
yöneldi. Ayrıca h. 655 yılında hülagü yanına
argon kağanı, nasreddin litüsi ve bakan
seyfeddin bitekçiyi alarak kırmanşah ve hilvan
yolu ile hemden'den dicle'ye indi. Orada hülagü
Irak'la kardeş olan dağlı bölge halkın güvenini
kazanmaya çalıştı ve para vererek süleyman
şah'ın birçok askerini yanına almayı başardı.
Ayrıca musul sahibi bedreddin lülü ve fars hamen
bölgesinde kağan olan ebu bekir, hülagü'ye mal
ve adam verme gibi yardımlarda bulunmuşlardır.
M. 1259 yılında mucahideddin eybek
liderliğindeki abbasi kuvveti bağdat ile samarra
arasında olan düceyil alanında moğollularla
çalıştı. Bir savaşa dönen çatışma moğolların
galip gelmesi ile sonuçlandı ve 200,000
savaşçıdan oluşan hülagü ordusu hanekin'den
bağdat'a ilerledi. Muharrem ayının ortasında,
doğu tarafından gelip bütün yerleri kuvvetleri
ile kuşattı. Muharrem ayının sonunda savaş
başladı. Moğollar bazı yerlerden girmeyi
başardı. Ayrıca iyi bir çözüm bulmak isteyen
halifenin bütün çabaları boşa gitmiştir. Halife
ve ailesi m. 1258 yılında bağdat'a giren hülagü
ordusunu karşılamak zorunda kaldı. Bu olay
hakkında tarihçiler tarafından yazılan bilgiler
belki de vasıf edildiği derecede kötü sayılmaz.
Yani abartılmış olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü
şehirde halife sarayı, okullar ve pazarın bazı
dükkanları ufak zarar görmesine rağmen ayakta
kalmıştı. Eğer olay hakkında doğru bilgi ve
gerçeğe yakın bir resim çizmek istersek dikkatli
bir şekilde moğollar gelmeden önce şehrin
durumuna bakmamız lazımdır. M. 1184 yılında
Irak'tan geçen ebu cabir bağdat'ın varolduğuna
işaret etmiştir. Irak'ın diğer şehirlerinin ise
fethinde tehlikeli tahribata uğramadığını
belirlemiştir. Ayrıca asıl yurtları moğolistan
bölgelerinde olanlar ve Türkiye'de yaşayan
Türkler asıl Türkler sayılır.
6.Osmanlı yönetim döneminde Türkmenlerin Irak'a
girmeleri:
önceden osmanlılar kabi adı ile bilinen Türk gaz
oymaklarına mensuptu. M.13ncu yüzyılda orta
asya'dan anadolu'ya yönlenmiş ve 1258 yılında
dünyaya gelen osman gazi, güçlü bir beylik
kurmayı başarmıştı. Safevi ailenin kurucusu olan
şah ismail m. 1508 yılında Irak'ı akkoyunlu
istilası altından çıkarıp işgal ettikten sonra
hükümdar olarak ibrahim hanı'yi tayin etmiştir.
Kendisi de fetih hareketleri ile uğraşarak
memleketin sınırlarını doğudan hirat'a ve
batıdan diyarbakır'a güneyden bağdat'a kadar
uzatmıştır. M. 19ncu yüzyıl, safevi ile
osmanlılar arasında meydana gelen şiddetli bir
çekişmeye şahit olmuştur. 1514 yılında çaldıran
savaşı yapıldı. Osmanlılar Irak'ın kuzeyini alıp
diyarbakır, mardin ve musul'da hakimler tayin
etmiştir. Ayrıca osmanlı kuvvetleri komutanı
olan bikli mehmet paşa ve erdemli bilgin idris
bedlisi ile işbirliği yaparak safavi devletine
ait (musul, ana, hadise, sıncar, telafer, ebu
ömer, amadiye, erbil ve kerkük) şehirlerinde
yönetimini almasını başarmıştır. Türkmenler
güneyden mendeli ve kuzeyden kerkük arasında
olan köy ve şehirlerde yaşarlar. Diğer bir gurup
da musul şehrinin kuzey ve batı kısımlarında
özellikle telafer'de yaşarlar ve bunlar Türkçe
olan özel bir şive ile konuşurlar. Daha sonra
osmanlıların en büyük sultanı olan süleyman
padişah oldu ve döneminde Irak, birinci cihan
savaşının başlangıcına kadar osmanlı devletin
bir parçası olarak kaldı. Ayrıca döneminde
devletin sınırları almanya, avrupa ve kızıl
denizine kadar uzanmıştı. M. 1595- 1603 yılında
üçüncü mehmet döneminde osmanlı devleti bir
yandan avusturya ile olan savaşla ve öte yandan
asya'da olan ayaklanmaları bastırmaya çalışırdı.
Osmanlı döneminde olan olaylar dizisi 1633
yılında farsların ikinci defa olarak Irak'a
girmelerine fırsat hazırlamıştı. Osmanlı devleti
gelişmeye başladığı dönemlerde safevi devleti
özellikle şah abbas'ın ölümünden sonra m. 1629
yılında durumu kötüleşmeye gidiyordu. Bu
oluşumdan faydalanan dördüncü murat üçüncü sefer
olarak bağdat'ı nüfuzu altına almayı
başarmıştır. Osmanlı seferi ile çok sayıda oğuz
Irak'a girdi. Bu açıdan seferlerin en önemlisi
kanuni sultan süleyman ve 1638 yılında dördüncü
murat seferi oluyor. Bağdat'ı safevilerin
elinden alıp içine kendisi ile gelen Türkleri
yerleştirmiştir. Ayrıca yeni gelen Türkler ve
eskiden burada olan Türklerle aynı yerde
yerleşip kaynaşmaları doğal bir şeydir.
İnsanların çoğu Irak'ta olan Türkmenleri osmanlı
seferleri ile gelen Türklerden olduklarını
sanır. Ama tarihi gerçekler Türkmenlerin Irak'ta
varlığını h. 54 yılında olduğunu ispatlamıştır.
Ayrıca osmanlı seferleri ve bağdat'a girişi h.
941 yılında başlamıştır. Bu bilgilerde Irak'ta
Türkmen varlığı hakkında tüm endişeleri
reddetmektedir. Çünkü Irak'ta Türkmen varlığı
hakkında araştırma yapan insanlar tarihi
gerçeklere dönmeden onların varlığını osmanlı
döneminden olan seferlere bağlamışlardır.Dördüncü ünite
1.Türkmenler Irak'ın yeni ve çağdaş tarihinde:
Irak toprakları uzun tarihi boyunca değişik
nedenlerden dolayı birçok savaş, çatışma ve
olaylara sahne olmuştur. Kuzey doğuda olan
dağlık bölge ve güney doğudaki büyük çöl
görünümü Irak'ın önemini özellikle savaşlar
döneminde artırırdı. Çünkü bu bölge, değişik
ulus ve dinlere mensup olan insanların geçiş
koridoruydu. Genellikle Irak nüfusu dağları
konut bilen kürt ve ovalarda oturan araplardan
oluşur. Bu iki topluluk arasında da kendi dil,
adet ve geleneklerini koruyan Türkmenler
yaşarlar. Dolayısıyla Türk yada Türkmen lafı
kürt ve arap bölgeleri arasında yaşayan
insanlara denir. Zamanla bölgeleri gelişip
şimdiki telafer, guver, mahmur, altınköprü,
kerkük, dakuk, tuzhurmatu, kifri, hanekin, ve
mendeli şehirlerine dönüşmüştür. Irak'ta 1925
yılında çıkan ilk anayasa kürtçe, arapça ve
Türkçe basılmıştır. Ancak 1933 yılında yapılan
düzeltmelerden sonra 17nci maddesinde şöyle
diyor: "ülkede arapça dil olacaktır" ama 1931
yılında bu madde ile ilgili 74 sayılı mahalli
diller kanunu Türkmenleri istisna etmiştir ki
içinde: "yargı işleri, kerkük ve erbil gibi
Türkmen bölgelerinde Türkçe olması lazımdır"
1950 yılında hükümet okullarda Türkçe dilin
kullanılmasını azaltmaya başlamıştır. Daha sonra
24 ocak 1970 tarihinde resmi bir kanunla ilk
okulda Türkçe eğitim yapma kararı aldıktan bir
yıl sonra hükümet aynı kararı hiç bilip okulları
kapatarak Türkçe ile eğitim yapmayı
yasaklamıştır.
1970-1980 yılları arasında Türkmenler çeşitli
terör işlerine maruz kalmışlardır. Bazı liderler
tutuklanıp yargılanmış yada suni yargılarla
hapiste yatmışlardır. Irak hükümeti kullandığı
insanlık dışı siyasete rağmen Türkmen halkını
bir türlü mücadele yolundan uzak tutmayı
başarmamıştır. Onlar dedelerinin yurdunda hep
gelenek ve milli varlıklarını canlandırmaya
çalışmışlardır.
2.Irak'ta Türkmenlerin yerleşim yerleri:
Türkler, kürt bölgeleri ile arap bölgelerini
birbirinden ayıran bölgede yani kuzey batı ve
güneye doğru uzanan çizgi arasında
yaşamaktadırlar. Bu bölgede şu köyleri
kapsamaktadır: "telafer, dicle ırmağı sol
tarafına düşen ve erbil ile musul şehirlerinin
güney doğusuna düşen köyler, altın köprü, kerkük,
tazehurmatu, tuzhurmatu, kifri, hanekin, kara
tepe, kılar bat ve mendeli "erbil siyasi
yargıcısı dıpliyolar bu konu hakkında şöyle
yazmıştır: ingiliz işgali döneminde Türkçe
konuşan yani Türk olan iki bölge vardı. Birisi
erbil ve diğeri küçük zap ırmağındaki bir ada
ortasına düşen altın köprü. Ayrıca hüseyin fazıl
kerküklü, erbil, ve Türkmenlerin yaşadığı diğer
bölgeler hakkında çıkarttığı "musul problemi"
adlı kitabında şöyle demiştir: bu şehirlerde
yaşayan insanların aslının Türkiye'den olduğu
kanıtlanmıştır. Üstelik Türkçe konuşmaları
yanında görgülü ve şahsiyetli Türk imişler.
Ayrıca hükümet gözetimi altında çıkan ilk gazete
Türkçe basılmıştır. Ayrıca erbilde ki beş
muhtarın aslının Türk olduğu belirlenmiştir. "el-
tecdid el- hazari likalet erbil" (erbil
kalesinin çağdaş yenilenmesi) adlı kitabın
yazarı haydari da şöyle demiştir. "erbil kalesi
osmanlıların son döneminde görgülü şahsiyetlerin
konut yeri idi". Öte yandan bir Türk erbil şehri
hakkında şöyle demiştir: erbil şehrinin
merkezinde olan kale, üç mahalleden oluşmaktadır.
Doğuda saray, güney batıda tophane ve kuzeyde
tekke mahallesi. Bazı tarihçiler bu Türkmenlerin
abbasi halifeler döneminde Irak'a giren selçuk
Türkmenlerinden olduğunu iddia ediyor ki bir
zamanlar devlet gücünü ellerine alıp bağdat,
musul gibi vilayetlerde hüküm sürerek halkı ile
karışmışlardır. Bir kısım tarihçilerde bu
Türklerin bağdat'ı kurtarmak için farslar
aleyhinde dördüncü murat tarafından hazırlanan
ordu erlerinden olduğunu öne sürmektedir. Çünkü
ordunun işi tamamlandıktan sonra bir bölümü
dönerek diğerleri bağdat'ta kalıp güney ve kuzey
eyaletlerinde bulunan Türkler'in yaşadıkları
çizgi üzerinde yaşamışlardır. Zamanla bu Türkler
yaşadıkları çizgi üzerinde bir garnizon
oluşturarak bölgede bulunan devşirme
topluluklarına mensup olmuşlardır. Ayrıca
anadolu ile Irak'ı birbirine bağlayan bu çizgi
üzerindeki köy ve şehirlerde yaşayan Türkler,
değişik sultan ve hakimlerin yardımı ile toprak
sahibi olup tarım, sanayi (endüstri) ve memurluk
gibi mesleklerle uğraşmışlardır. Tarihçilerin
bazıları ise Türkmenler neslini ikiye
ayırmıştır:birincisi, dokuzuncu çağda abbasi
halifelerini savunmak için Irak'a giren ücretli
askerler nesli. İkincisi, orta çağlarda Irak'a
saldıran Türk ve moğollar nesli. Bu Türklerin
konut yeri güneydeki kürt bölgeleri ile mendeli
arasına düşen köy ve şehirlerdir. Yani kuzeyde
kerkük ve musul şehrinin kuzey ve batısındaki
bölgelerdir. Özellikle telafer'lilerin
kullandıkları dil ise çoğunlukla Türkçe'dir. Ama
büyük bir kısmı arap ve kürt bölgelerine yakın
olduğu için Türkçe yada arapça konuşmaktadır.
Bölgede Türkmenler, Irak batısındaki sıncar'dan
başlayıp telafer merkezi neyneve ve erbil
kuzeyinde olan bölgelerde yayılmışlardır. Bu da
Türkmenlerin sadece bu yerde yaşadıkları
anlamına gelemez. Çünkü değişik nedenlerden
dolayı ayrı ayrı yerleri konut bilmişlerdir.
Örneğin güneydeki mendeli ve kuzeydeki kerkük
arasındaki bölgeler yani kürt bölgesinin
batısındaki köy ve şehirler. Ayrıca
kullandıkları dil özel bir Türk şivesidir.
Üstelik çoğu da arapça'yı iyice bilmektedirler.
3.Nüfusları:
Irak hükümeti açıktan devamlı Türkmen nüfusunu
azaltmaya çalışmıştır. Dolaysıyla şimdiye kadar
Türkmen nüfusunu belirten tarafsız bir sayım
yapılmamıştır. 1957 yılında yapılıp sonuçları
1959'da açıklanan sayım da Iraktaki Türkmenlerin
sayısını yaklaşık 567.000 kişiydi. Yani Irak'ın
toplam sayısında yaklaşık %10 du. Ama Irak
hükümeti her türlü yolu deneyerek bu gerçeği
saklamaya çalışmıştır. Fakat 1957 sayımına göre
kuzey Irak'ta sayıları %73 oranında bulunan
Türkmenler şu anda Irak halkların genelinde
üçüncü sırada gelmektedir. Irak'ın toplam
sayısında ise yaklaşık %29,6 oranını
oluşturmaktadır. 1957-1977 yılları arasında
nüfus artısı %1 oranından daha az olduğu
görülmektedir. Genellikle Irak'ta Türkmen oranın
1957-1977 yılları arasında %2,1 oranından %1,2
oranına düştüğü anlaşılmaktadır. Yukarıdaki
bilgilere göre Türkmen oranı devamlı
azalmaktadır. Nedeni ise:
a.Türkmenler kuzey Irak'ta özellikle telafer'den
musul'daki sıncar, erbil, kerkük, hanekin ve
diyale'den mendeli'ye kadar uzanan bölgelerde
zorunlu göçe maruz kalmışlardır.
B.Irak hükümeti kürt halkına kullandığı
asimilasyon politikasını Türkmenlere de
kullanmıştır.
Irak'ta nüfus artış oranı %3,2 olduğu halde
Türkmenlerin toplam sayısı 1994 yılında kerkük,
erbil, musul, salahattin ile diyala'ya bağlı köy,
kasaba ve bağdat'ta yaşayanlar dahil en kötü
tahmine göre yaklaşık 3,000,000 kişidir.
Sonuç
Irak'taki Türkmenler eski zamandan beri
vatanlarından şimdiki yurtlarına ya akarak, ya
sığınarak, yada saldırarak gelmişlerdir. Ayrıca
belirttiğimiz gibi Türkmenler değişik zamanlarda
Irak'a yerleşip halkla kaynaşmışlardır. Ama çoğu
zaman onlar osmanlı devletin kalıntısı olarak
nitelendirilip kendi kültür ve medeniyetlerinden
uzak tutulmuşlardır. Türkmen halkı kendi tarih
ve kültürünü her zaman muhafaza etmeye
çalışmıştır. Türkmen tarihi bir çok insanlar
tarafından bilinmeyen ve gereken önemi görmeyen
bir görünüm sergilemektedir. Ama hakikat böyle
değildir. Tarih çağlarını birbirine bağlayan
dönemlerden Türkmenlerin tarih ve kültürünü
anlatan bir çok kitap ve kaynaklar bulunmaktadır.
Her ne kadar bu kaynaklar baskı gücüne maruz
kalsa da yine de Türkmen varlığının uzak ve
yakın gerçeğini kimse örtbas edemez. Bunun için
günümüzde tarihi, sosyal, siyasi ve her yönüyle
incelememiz gereklidir. Ayrıca tüm çabaları
birleştirip Türkmen varlığını. Canlandırmalıyız.
Amacımız zaten gerçek tarihi anlatmaktır. Her ne
zaman insan gerçeği bulursa saadeti de bulur.
Son olarak bu inceleme, Türkmenlerin tarihi
dönemlerini açıklayan mütevazi bir teşebbüstür.
Umarım okuyanlara yararı olur.
Kaynaklar
1 Admons Kürt-Türk-arap
2 Arşet el-hürmüzi El-Türkmen fi el-Irak
3 El-mukaddesi El-mektebe el-coğrafiye
4 Partolt 1-tarih el-Türk fi asya el-vusta
airet el-maarıf el-İslamiye
5 Tamara talgut El-selacike
6 Halil ismail muhammet El-intişar el-coğrafi
el-Irak
7 Ceza tofik talıp Şabul Irak ve kurdistan
8 Cafer hüseyin hasbak El-Irak fi el-aht ilhanil
moğoli
9 Casim muhsin halil El-iktisat el-tabii ve
el-coğrafya el-beşeriye fi el-Irak
10 Raşit el-cemili El-devle el-atabekiye fi
el-musul
11 Ramazan şerif el-davudi Loristan el-kebir
12 Zubeyr bilal ismail Erbil fi el-edvar
el-tarihiye
13 Ziyat kçpürlü El-vucut el-Türki fi el-Irak
14 Sait el-diveci El-musul fi aht el-atabeki
15 Şakır sabır el-zabıt A.hulasat el-tarih
el-Türkmeni fi el-Irak. B.el-ilakat el-tarihiye
beyne el-Türkiye ve el-Irak
16 Salı kaftan El-karat leysu Türkmen
17 Taha el-haşimi Coğrafiyet el-Irak
18 Abdulrazzak el- hüseyini Tarih Irak el-hadis
19 Abbas el-azzavi El- tarih el-Iraki beyne el
ihtilaleyin
20 Abdulletif benderoğlu El-Türkman fi el- Irak
el sevre
21 Ala nevres El-Irak fi el-ahıt el osmani
22 Abdulmecit hasan veli El-avza el- iktisadiye
ve el-siyase lil Irak
23 Fuat abdulmoti el sayyat A. El- moğol fi
el-tarih
b. El-muerrihil el-moğoli el-kebir
24 Kral brokılman Tarih el-akvam el-İslamiye
25 Stivin hemsili longrik Rihlet ibin batuta
26 Muhammet ferit Tarih el- devle el-osmaniye
el-kubra
27 Mahmut fehmi devreş Delil cumhuriyet el-amali
senet 1960
28 Muhammet el-cundi Diret el-maarıf el-Irakiye
29 Mune akravi İnceleme
30 Seçkin musannifler El-Irak fi el- tarih
31 Nuri abdulhamit el-ani El- Irak fi aht el-
celairi
Dergiler:
1.Türkmen kardeşlik dergisi - 2nci sayı
2.Irak Türkmenlerin İslami birliği
3.Irak Milli Türkmen partisi enformasyon bülteni
bürosu |
|
|
|